• BIST 122.445
  • Altın 295,996
  • Dolar 5,8992
  • Euro 6,5442
  • Aksaray -2 °C
  • Konya -2 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -3 °C

ALLAH'a Kulluk Şuûr İster

Hacı Ahmet Ünlü

Hamd âlemlerin Rabbi olan- ALLAH subhânehu ve teâlâ’ya mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. 

Kulluğun tadını almak, îmânın tadını tatmakla olur. Îmânın tadını alamayan kimseler, kalb-lerine şirk bulaştırıp nefislerine ihânet eden kimselerdir. Bunlar, Allâh subhânehu ve teâlâ’nın kulu olduklarını akıllarını bile getirmezler. Zihinlerinde Allâh subhânehu ve teâlâ’ya ve Rasûlüne, Kur’ân’a ve Sünnet’e, Cennete ve Cehennem’e yer yoktur. Bunların yerine ne kadar çerçöp varsa hepsinden abur cubur misâli zihinlerine doldurarak, kulluk şuûrundan uzak bir hayat sürerler.

Oysa kulluk şuûr ister. Bu şuûrun kazanılması insân için hayati bir önem arz eder. Çünkü hayat, bu şuûr üzerine inşa edilecektir.

Bizi biz yapan, bizi Müslüman yapan değerlere sarılmak… Kulluğumuzu o değerlere göre düzenlemek… Bizi bizden alıkoyan, bizi Müslümanlığımızdan uzaklaştıran her şeyi bir çırpıda silip atmak… Tevhîdî bir kulluğu yaşamak yolunda her şeyi göze almanın hazzına varmak… İşte budur kulluk şuûru!

Yarınları yaşamak, yarınlarda yaşamak… Gelmesi mutlak, kaçınılması imkânsız olan yarınımız ahirettir. Ahiret şuûruyla yaşamak. Bizi ahiretten, bizi hesâb şuûrundan uzaklaştıran her şeyden uzak durarak yaşamak… İşte budur kulluk şuûru.

Allâh subhânehu ve teâlâ’ya hakkiyle kulluk edenler, kullara kulluk zilletine düşmeyeceklerdir. Kulların sâhibine hesâb vereceklerine inanıp, hesâb şuûruyla yaşayanlar kulluk şuûruyla hareket edenlerdir.

Biz kulların öncelikli hedefi; kulları değil, kulların sâhibini râzî etmektir ve kulların rîzâlarıyla Allâh subhânehu ve teâlâ’nın rîzâsı çatıştığında Allâh subhânehu ve teâlâ’nın rîzâsını tercih etmektir. Dünya ve ahiret çıkarları ve tercihleri çatıştığında ahireti öncelemektir. Zîrâ bizlerin ebedî yurdu ahirettir. Geçici geçeceğine göre, geçmeyen kalıcıyı tercih etmek akıl sâhibi insânların özelliğidir.

Kul, kulluğunu yapacağı zatı çok iyi bilmeli; kulluğunu, kulların sâhibine yapmalıdır. Bu ise hayatının her döneminde Âlemlerin Rabbi’nin onun yaşantısında neler istediğinin bilmesiyle gerçekleşir.

Dîn bir takım cahillerin dedikleri gibi vicdanlara hapsedilen bir olgu değildir. Dîn, hayata hâkim olan nizamdır. Bu nizam kimin ismiyle ve kimi râzî etmek için yaşanıyorsa ona kulluk ediliyor demektir.

Allâh subhânehu ve teâlâ’nın hâkimiyetinin geçerli olduğu yerlerde başkalarının hâkimiyetine yer yoktur. Mülk Allah subhânehu ve teâlâ’nındır. O’nun mülkünde O’nun nizamı geçerlidir. Bu itibarla Allâh subhânehu ve teâlâ’ya kulluk şuuru,  O’nun mülkünde O’nun nizamının karşısında nizamlar koyanların hâkimiyetini red ederek, O’nun hâkimiyetini kabul etmekle başlar.

Müslüman iki hayatlı kişidir. O dünya hayatına faniliği kadar; ahiret hayatına ise ebediliği kadar değer verir.

Dünya hayatı bir imtihan yeri olarak ahiret hayatının önünde bize sunulmuşken,  Müslüman sunulan bu hayatın bir gayesi olduğu bilinciyle hayata bakar. Oysa gayeyi unutanlar ve verilen hayatın amacının oyun ve eğlence olduğunu sananlar için iki hayat şuûru yoktur. Onlar, verilen bu dünya hayatında nefislerinin onlara süslediği şekilde yaşarlar. Onlar için ikinci bir hayata yani ebediyet hayatına yer yoktur. Bazılarının dilleriyle ebediyete inandıklarını söylediklerini duyarsınız. Onlarda Cennete ve de Cehenneme inanmaktadırlar. Ancak bu sözde inanış, onları cennet ehlinden olmak ve cehennem ehlinden de olmamak için emredilen kulluğu yaşamaya yönlendirmemektedir.

Onların “bizler de Allâh’ın kuluyuz”dediklerini duyarsınız. Evet, tüm insanlar Allah subhânehu ve teâlâ’nın kullarıdırlar. Ancak kimileri bunu şuurlu söyler, kimileri ise şuursuz, yarım ağız… Aslında “bizler de Allah’ın kuluyuz” cümlesi şuursuz ağızlarda kuru bir söylemden öteye geçmez. Söylemden eyleme geçmeyen bir sözün arkasını sığınanlarınsa “nasıl bir kul” oldukları da ortadadır.

Şüphesiz ki, bizler, sadece ve sadece Allâh subhânehu ve teâlâ’nın kuluyuz. Kullara, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya itaat eder gibi itaat edemeyiz, kullardan Allâh subhânehu ve teâlâ’dan ister gibi isteyemeyiz, Allâh subhânehu ve teâlâ’dan bekler gibi bekleyemeyiz. Allâh subhânehu ve teâlâ’nın emirleri ile kulların emirleri çeliştiğinde ve çatıştığında kulların emirlerini Allâh subhânehu ve teâlâ’nın emirlerinin önüne geçiremeyiz. Allâh subhânehu ve teâlâ’ya rağmen kendilerine çağıranlar var ise onları kabul edemeyiz.

Müslüman yalnızca Allâh subhânehu ve teâlâ’ya teslim olan şahıstır. Allâh subhânehu ve teâlâ yüce kitâbı olan Kur’ân’ında ne buyurduysa Müslüman ona teslim olmalıdır. Oysa zamanımızda birçoklarının çeşitli mazeretler ileri sürerek Allâh subhânehu ve teâlâ’dan başkalarına teslim olduklarını görmekteyiz. Çok iyi bilelim ki, günümüz insânlarının; “ama, fakat, şimdi, yarın…” gibi çeşitli mazeret kelimeleriyle başlayan mazeretlerinin hiçbir geçerliliği yoktur ve de olmayacaktır.

Kullar olarak bizlerin yapması gerekli olan şey, Rabbimizin emirlerini duyduğumuzda kulluğun gereğini yerine getirmektir. Bugünün insânları kimlerin emirlerini dinlemiyor ki; okulda öğretmenini, askeriyede komutanını, iş yerinde patronunu dinliyor da, kendini yaratanı dinlemiyor. Kendisine beşeri kanunlar çıkaran insânlara karşı itaatkâr, ancak kendisine ilâhî kanunlar koyan Âlemlerin Rabbine karşı ise isyankâr… İşte bu büyük bir çelişkidir. Kul Allâh subhânehu ve teâlâ’nın emirleri ile kulların emirleri çatıştığında Allâh subhânehu ve teâlâ’nın emirlerini yapmalıdır. Allâh subhânehu ve teâlâ’nın emirlerinin yerine kulların emirleri Allâh subhânehu ve teâlâ’nın emirleriymiş gibi dinlenip onlara itaat ediyorsa, dilde Allâh subhânehu ve teâlâ’nın kulu olduğunu söylense de amellerde itaat edilenlere kulluk yapılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, kulluk itaati ve itaat edilene sevgiyi gerektirir.

Geçici dünyanın peşinde koşmakta süratli ve hevesli olan insânın, ebedi hayatı için uyuşuk ve hevessiz olması şaşılacak olan şeylerdendir.

Allâh subhânehu ve teâlâ’ya teslim olan bir Müslüman kul, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya ve Rasûlüne itaat etmekle sorumludur. Yani Kitâb’a ve Sünnet’e kayıtsız ve şartsız bir itaat gerekir. Kitâb ve Sünnet’in karşısında hiçbir Müslüman “dilersem şöyle, istersem böyle yaparım” diyemez. Allâh subhânehu ve teâlâ kullarının nasıl kulluk yapmaları gerektiğini kullarına bildirmişken, kullar için bunun aksine başka türlü bir kulluk çıkarmak gibi bir şey söz konusu değildir ve de olamaz.

Allâh subhânehu ve teâlâ’ya ibâdet edenler, her hallerinde Allâh subhânehu ve teâlâ’ya itaat edenlerdir. Çünkü: “İtaat, ibadettir.” Buna göre, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya itaat, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya ibâdettir. Ya Allâh subhânehu ve teâlâ’dan başkalarına, şeytanlara, tağutlara itaat edenler! Dilleri ile söylemeseler de onlarda onlara ibâdet içerisindedirler.

Sözün özü: Müslüman bir kul, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya ve O’nun Rasûlüne itaat eder. Yani Müslüman, Kitâb’a ve Sünnet’e bağlıdır. Kitâb’ı ve Sünnet’i hayatlarından çıkartanların Allâh subhânehu ve teâlâ’ya kulluk yaptıkları söylemi ise, ancak onların geçersiz iddialarıdır.

Bu yazı toplam 131 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.