• BIST 108.594
  • Altın 144,278
  • Dolar 3,4942
  • Euro 4,1102
  • Aksaray 26 °C
  • Konya 20 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 22 °C

Bağımsızlık mücadelesi

Ömer Lütfi Ersöz

  Marşımızın kabulünün 92. yıl dönümünü bir gün önce kutladık. İstiklâl Marşımız, günümüzde diri ve canlı tutmamız gereken en vazgeçilmezlerimizdendir.

İstiklal mücadelesinin en yoğun dönemlerinde, milletimizin hislerini, duygu ve düşüncelerini tam anlamıyla aktaracak bir “İstiklal Marşı” nın yazılması istenmiştir. Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından bir müsabaka açılmıştır. Açılan bu müsabakada birinciliği elde edecek kişiye 500 (beş yüz) lira nakdi mükâfat verileceği bildirilmiştir.

            Açılan bu müsabakaya beş yüzden fazla şair katılmıştır. Ancak yazılan marşlar, milletimizin hissiyat ve özelliklerini tam anlamı ile yansıtmadığı düşünülmüştür. Yazılacak milli marşımızın ödüllü olmasından dolayı, Mehmet Akif Ersoy müsabakaya katılmamıştır. Zamanın maarif vekili Hamdullah Suphi, böyle bir marşın en mükemmel bir şekilde Safahat’ın şairi Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılabileceğine inandığı için 05 Şubat 1921 tarihinde bir mektup yazmışlardır.

“Pek aziz ve muhterem Efendim, İstiklal Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamanızın sebebinin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zati üstada nelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asıl endişenizin icabettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin vasıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar eylerim”

Bu mektubun yazılmasından çok kısa bir süre sonra, Mehmet Akif Ersoy tarafından “İstiklal Marşı” yazılmıştır. Yazılan bu marş maarif vekili Hamdullah Suphi ve arkadaşları tarafından çok beğenilmiştir. Komisyon tarafından seçilen toplam yedi marş, kabul edilmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmiştir. Yedi marşın içinden seçim yapılırken İstiklal Marşı’nın okunması sonrasında, milletvekillerinin çok şiddetli ve heyecanlı tezahürlerine vesile olmuş, salon alkış sesleriyle dolmuştur. 12 Mart 1921 tarihinde Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı “İstiklal Marşı” T.B.M. Meclisinde kabul edilmiştir. Bu kabulden sonra “İstiklal Marşı” tekrar Hamdullah Suphi tarafından okunmuş ve ayakta dinlenmiştir.

         Bu güzel İstiklâl Marşımızı Merhum Mehmet Akif Ersoy “Safahat” isimli eserine koymayıp, “O benim değil, ancak milletimindir” diyerek çok ihtiyacı olduğu bir dönemde, paltosunun olmadığı bilinen bir gerçekken, önemli bir maddi değer olan 500 (beş yüz) liralık ödülü almamıştır. Gerçek anlamda Milletini ve Milletinin değerlerini seven bir büyük şahsiyet olarak tarihe geçmiştir.

          Çanakkale Zaferinin 98.Yıl dönümünü kısmet olursa önümüzdeki Pazartesi günü idrâk edeceğiz. Bu vesile ile tüm Şehitlerimizi, Rahmet, Minnet ve Şükranla Yâd ediyorum. Çanakkale Ruhuna sahip olmamızı Yüce Mevlâ, her birimize nasip eylesin. Çanakkale geçilmez dedirten ruh, inançlı, vatansever, ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum anlayışına sahip vatan evlatlarının büyük mücadelesinin adıdır. İslam’a göre şehitlik ve gazilik rütbelerinin en üstünü, gerçek anlamda kurtuluşun sebebidir.

           Âyet-i Kerimede: “Allah (c.c.) yolunda öldürülenlere sakın “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız” (Bakara süresi  âyet:154) buyrulmuştur.

           Bedir Savaşında İslam ve Kutsal değerler için korkmadan Müşriklerle seve seve mücadele eden Yıldızlar topluluğu Sahabelere; Çanakkale de mücadele edenler(İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Ersoy tarafından ) benzetilmiştir. Teşbihte hata olmaz. Zayıf olan, güçlü olana benzetilerek anlamlandırılır. Çanakkale Savaşında olanlar da aynı Ruh ve anlayışla, Bedir Savaşında mücadele eden Mümtaz şahsiyetlere benzetilmek suretiyle önemli bir anlam kazanmaları sağlanmıştır. Çanakkale Ruhunu anlatırken M.A. Ersoy şiirinde, Bedrin Aslanları ancak bu kadar şanlı idi derken bu anlamda yaklaşım göstermiştir. Çanakkale de Savaşanlar, Bedir de Savaşanlara eşdeğer olamasalar da aynı İnanç ve ideallere sahip olmaları bakımından benzetilmiştir.

         Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinmektedir. Müslüman vatan evlatlarının sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. Gelibolu Yarımadasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. İngiliz ve Fransızların yanı sıra, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı, Hintlilerle beraber, Cezayir Berberileri ve Senegal zencilerinin de olduğu o günün en güçlü ve donanımlı ordularını üzerimize salmışlardır.

         Bu tarihi gerçekleri öğrendiğimizde, düşmanın birkaç devletten ibaret olmayıp, sanki karşımızda bütün dünyanın var olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Düşman donanması, o güne kadarki savaşlardaki görülenlerin en moderni ve en büyük olanıdır. Bu özelliğe göre bakıldığı zaman, kazanılan zaferin değeri daha iyi anlaşılmaktadır. O dönemde yenilmez denilen devletler top yekûn mağlup edilmiş ve “Çanakkale Geçilmez” denilmiştir.

         Evet, gerçekten, Allah (c.c.) yolunda, onun rızasını kazanmak için mücadele etmek; şereflerin en güzelidir. Onun içindir ki ecdadımız, hangi ırktan olursa olsun aynı ideal, aynı anlayış ve aynı ruhla savaşmıştır. Bu ruhu çok iyi kavramamız gerekmektedir. Seyit Çavuşa, kaldırılması çok zor olan mermiyi kaldırtan, gözlerinin önünde kardeşlerinin şahadetini görenlerin, ölümden korkmadan, O’na doğru koşmaları, güçlü bir imana sahip olduklarını göstermektedir. Çanakkale de 253.000 (İki yüz Elli üç bin) şehit verdik, fakat 18 Mart 1915 de “Çanakkale Geçilmez” diye dünyaya ilan ettik.

        Çanakkale’yi savaşla geçemeyeceklerini anlayanlar, Milletimizi kamplara bölerek, ırk, mezhep, ideolojik v.b unsurlarla birbirine düşman yapmak istemişlerdir. Milletimizin, nesillerimizin ahlakını bozarak, inancımızdan, İslam’dan uzaklaştırıp, geçmek istemektedirler. Her birimize bu mücadelede büyük görev düşmektedir. Kesinlikle iç ve dış düşmanların bu tuzaklarına düşmeyelim. Uyanık olalım. Çanakkale Ruhunu her zaman hatırlayalım.

         Bu vesile ile Cenab-ı Allah (c.c.); Mehmet Akif Ersoy merhuma Rahmet eylesin.  Çanakkale Zaferinin 98.Yıl dönümü öncesinde tüm şehitlerimizi Rahmet ve Minnetle tekrar hatırlıyoruz.Allah(c.c.) her birinden Razı olsun.Ruhları Şâd olsun!..Sıhhat ve âfiyetler dilerim.

        Not: TYB Konya Şubesi  19 yıldır kültür ve Sanat alanında hizmet vermektedir. Türkiye Yazarlar Birliği kuruluşunun 35.yılında Konya Şubesi 35 etkinlikle bu yıl da kültür hizmetlerine her zaman olduğu gibi katkı sağlamaya devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Yazarlar Birliği’nin Ankara'da gerçekleşen 5. Şubeler buluşmasın da Konya Şubemizin örnek gösterilmesi bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi 2013 Kültürel Etkinlikleri'ne 9 Mart Cumartesi günü Doç. Dr. Caner Arabacı’nın konuşmacı olduğu, çok önemli bilgileri aktardığı "Çanakkale'den İstiklâl Marşı'na" isimli programla başladı. Kültür Park’taki İl Halk Kütüphanesi Salonu'nda saat 14.00’de başlayan programa Şairler, Yazarlar, Bürokratlardan ve de  özellikle de gençlerden oluşan önemli davetliler topluluğu katıldı. Bütün bu başarılarından ve yaptığı çok güzel hizmetlerden dolayı; TYB Konya Şube Başkanımız Mehmet Ali Köseoğlu bey’i gönülden tebrik ediyor, şükranlarımı sunuyorum. Allah (c.c.) Başkanımızdan ve emeği geçenlerden Razı olsun.

 

   www.omerlutfiersoz.blogcu.com

   omerlutfiersoz@gmail.com

   https://www.facebook.com/omerlutfiersoz

  https://twitter.com/2omer

 

Bu yazı toplam 734 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.