• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Aksaray 12 °C
  • Konya 14 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Dünyevileşme Çikmazi

Osman Temizbaş

Bugün insanlık dünyaya farklı bir perspektiften bakamamanın acısını çekiyor. İnsanlar birilerinin ısrarla gösterdiği noktaya sadece kafa yorduğu için önceden gündemleri belirlenmiş, yolları çizilmiş oluyor. Belirlenen gündemlerin dışındaki şeyler sanki yokmuş gibi davranıyor birçoğu. Belirli bir kesim tarafından halkın vakit ve emeğinin harcanması istenilen konularda hesaplanabilen tepkiler veriyor.

 

Bazı konularda toplum olarak işin hakkaniyeti yerine ulusçu, medya, nefis ve sermayenin istediği pencerelerden bakıp resmin büyük kısmını görmüyoruz. Bahsettiğimiz kasıtlı yönlendirme, belki tamamıyla bilinçli yapılan kurgulardan oluşmuyor olabilir. Ben burada oluşturulan ruhsuz zamanın modacı gündeminden bahsediyorum. Coğrafyamızda neyi konuşuyoruz? Gönüllerimize (ruhun gerçek gıdaları) hitap eden konuları kendimize iş ve dert ediniyor muyuz?

 

     Tevhidi bilenler! Edebiyat olsun diye Hz. Muhammed’in şirkle mücadelesini öğrenmedik. Köle olan Bilal Habeşi kendi kavminden olan Ebu Cehil’den ve akrabası olan Ebu Leheb’ten üstün tutmasını ve kendisine daha yakın hissetmesini nasıl açıklıyacaz. Yoksa efendimiz ulusçu değil de evrensel kuralları olan hak dinin temsilcisi olmasın. Ya da efendimiz mala, makama ve koltuğa önem vermeyen bir dinin önderi olmasın. Sahabe neden canı pahasına tevhidin mücadelesini verdi.  Allah insanları her zaman imtihana tabi tutmaktadır. Acaba düzenli bir şekilde infak olayını gerçekleştiremeyen, günün belli bir vaktini feda edemeyen, mazluma üzülmeyen, yetimi kucaklayamayan bir Müslüman’ın bir iddiası olabilir mi, teorik de olsa söz söyleme hakkı olabilir mi? Üstünlük takvadadır fikrinin benimsendiği topluma ihtiyaç duyulan zamanda kendimizi mal, makam, soy gibi evrensel olamayanların takıntılarına takarsak herhalde kaybeden oluruz. Gündemleri belirlenenler, görülmesi istenilmeyen vakaları görmedikleri zaman sorunlar yok olmuyor. İnsanlık bugün görmezlikten geldiği sorunların (fakirlik, alinasyon, yabancılaşma, duyarsızlaşma, kişiliksizlikler, imansızlık, özgür düşünmeme,  toplulukların medya ile yönlendirilmesi, ahlaki çöküntü vs.

  Sonuçlarının ceremesini çok ağır ödüyor ve hala görmek istemiyor. Sadece biraz daha tanımlanan  pozitivizme uyan davranışlar ve tipler neden sonuç ilişkisi belli olan kalıpların adamı olmak biraz da kolaycılığı seçmek oluyor. Ezbere yaşamak dedikleri de bu olsa gerek. İnsanı değil de koskoca bir toplumu kalıba koyarak ulusçuluk ve doyması olmayan sermaye sahipleri için  şekillendirmek.

 

    Ekonomik, bilgi ve ahlaki olarak sömürülen kesimler dünyanın karşısına, kapkaç, uyuşturucu, fuhuş, şiddet, topluma yabancılaşma, aile içi şiddet, mutsuzluk, yalnızlık, vicdansızlık ve tuzu kuru olanlarda da insanlıktan uzaklaşma, duyarsızlaşma, haksızlıklara alkış tutarak taraf olma, mutsuz olma  gibi vakalarla çıkıyor. Biz doyuramadığımız fakirin çocuğuna hırsız diyoruz. Tabi daha sonra mesleği olduğunda tam hırsız oluyor. Biz sahip çıkmadığımız için birçok genç uyuşturucu ile tanışarak içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyor. Biz değer vermediğimiz için birçok kişi topluma düşman kesilip utanma duygusundan uzak yaşıyor. Biz Müslüman’ları iyi tanıtmadığımız ve temsilcisi olma cesaretini göstermediğimiz için birçok kişi hala İslami kesimin hepsini yobaz görebiliyor. Çünkü piyasada İslamı menfaatlerine alet ederek dolaşanlar maalesef az değil. Peygamberimizde insanları farklı olana çağırıyordu. Ama bıkmadan, usanmadan ve yorulmadan. Kolay mı mevcut muhafazakarlar, zenginlere, güç odaklarına ve şairlerin alaylarına, kınayanların kınamasına direnmek. Kendi toplumunun ezberlerinin dışında bir şeyler söylemek.

    İnanarak ve kendimize güvenerek, sahip olduğumuz 3-5 kuruşu ve makamı bir şey zannetmeyerek inancımıza güvenerek dimdik durmanın zamanı geldi ve geçiyor. İmtihan devam ediyor. Ali-İmran süresinin son ayetlerinden... ‘’Yerlerin ve göklerin mülkü Allah’ındır. Allah her şeye kadirdir. Yerlerin ve göklerin yaratılmasında, gece ve gündüzün ard arda gelmesinde akıl sahipleri için ibretler vardır. Onlar yürürken, otururken ve yan yatarken Allah’ı zikrederler, yerlerin ve göklerin yaratılmasında Allah’ı tefekkür ederler ve derler ki ey rabbimiz sen bunları boşa yaratmadın, seni tesbih ederim, bizi ateşin azabından koru.’’ Yani yeri, göğü ve her ikisi arasında bulunan her şeyin varlığını kendisine borçlu olduğu Allah’ı hesaba katmadan ve kendi nefsani, faşizani ve dünyevi arzuları için çabalayan bizler acaba ne yapıyoruz. Beş vakit namaz kılarak kendini toplumsal ve ahlaki sorumluluklardan muaf gören bizler kimin arzından yaşadığımızı unutuyor olabilir miyiz acaba? Her şeyin Allah’a ait olduğu bir arzda biraz daha mütevazi olmamız gerekmez mi. Allah’ın bak dediği yerden bakıp samimi bir şekilde içtenlikle bakmaya niyet edip gayret etmekte olabilir. Vakaları ona göre görmeye çalışmamızın bizim için daha iyi olacağını düşünüyorum. Özellikle tevhidi anlayan insanların dünyada kendilerine verilen makam mevki, sermaye, rol gibi durumları çok büyütmeyerek olması gereken yerde tutması gerekir. Aksi durumda kendini asıl tanımlaması gereken insanlık aynı zamanda evrensel olan İslam’ın yolu, değerlerinden uzaklaştırarak, ulus, iletişimden tek taraflı etkilenen birey, sermaye ve nefsin hoşuna giden şeylerle tanımlamaya kalkar ve bunun da doyumu olmaz, doymak için daha fazla sermayeye, daha fazla nefsani şeyler ve daha fazla üstünlük psikolojisine ( ırk, statü ve sınıf olarak ) sarılmak zorunda kalır sonrada insanlığımızdan iyice uzaklaşmış oluruz.

 

Şuan insanlığımızdan uzaklaşmış bulunmaktayız Doğu’da güya Kürt halkını temsilcileri ( hiçbir zaman temsilcileri olmadılar ve olamayacaklardır. Maşa olarak kulanılan PKK terör örgütü ordaki halkın canına, malına kast ederek güya öz yönetim adı altında hendekler kazıp insanların yaşam alanlarını daraltmakta bir nevi zalimliğin ve zülmün bekçiliğine soyulmaktadır.

 Doğu’daki Halk silahlar sussun diye insanlarımız ölmesin diye HDP’yi Meclis’e yolladı HDP ne yaptı terör örgütleriyle beraber hareket edip oradaki halkın evlerinden, yurtlarından sürülmesine destek verdi kendi belediyelerinin araçlarını örgütün emrine verip oradaki halka hayatı zindan ettiler bunun hesabını halk elbet soracaktır… Şuan eğer devlet orada yanlış bir şey yapıyorsa bunu tek sebebi PKK ve HDP’dir..

 Doğu’da yaşayan halkın en büyük zararı terör örgütünden gördüğü aşikardır bunun sonucu olarak da derin odaklar ve örgütler de Doğu’da tehlike saçmaktadır, faili meçhul ölümler tekrardan 90’lı yıllara geri getirmek isteyen odaklarlar oradaki halkın huzurunu bozmak için ellerinden geleni yapmakta. Şehir eşkiyalığına başlamış ve bunun temsilcileri dış mihraklar ve bazı derin güçleri orda katliamlar yapmakta sivil halkta ölmekte, öldürülmekte hiç kimsenin sesi çıkmamakta ne kadar acı verici bir durum çocuklar öldürülmekte, analar katledilmekte suçsuz, günahsız  mazlum halk üzerinde sömürüler yapılmakta bunun çözümü halkın oyları ile meclise giden 550 vekile ve hükümette düşmekte sizler vekil, halk ise ASİL olarak hep kalacaktır…yoksa;

Bunun vebalinin altından hiç kimse kalkamayacak ahirete hesabunı vermeyecek ve bizler sustuğumuz için bedelini çok ağır ödeyeçeğiz;

Türkiye’yi bataklığa doğru sürmektedirler iç ve dış mihraklar öncülüğünde Türkiye’nin en kritik tampon bölgelerinde Kürt halkı yaşamakta Türkiye’de; Kürt halkı ile beraber hareket etmek durumunda Türkiye’nin yegane sahibi oldular ve hiçbir zaman Türk halkını sırtından vurmamış Osmanlıdan beri kendilerini bu toprakların bir parçası olarak gören bu halk İdrisi Bitlisi, Şeyh Sait ahmedi xahi gibi nice değerleri yetiştirmiştir, Müslüman Kürtler ile hareket etmez ise Orta Doğu bataklığına sürüklemekten kurtulamayacaktır.Türkiye Ortadoğu bataklığına çekilmek istenmekte ve bunu terör örgütleri üzerinde yapılmasını büyük devletler öncülük etmekte.

 

Doğu’daki halkında yeter artık ''EDİ BESSE'' deyip sokaklara dökülmesi gerekmiyor Terörü PKK’yı istemiyoruz derin devletin sömürüsünü istemiyoruz bedeli  belki ağır olacak ama çözümü budur başka değildir... Milli duygularımız değil bizleri yüzyıllardan beri bütünleştiren dini değerlerimizi ümet bilincimizi ön plana koyarak kardeşçe yaşamaktır başka alternatifimiz yoktur yoksa kaynayan ORTADOĞU  kazanına düşmekten kurtulamayacağız..

 

       Bir ara tevhid ve şirk dedik hatta bizim için Müslüman’san hukuğumuz gereği kardeşiz dedik sonra ağırlığını kaldıramadığımız için pek dillendiremedik unutmaya çalıştık, akabinde dünyadaki Müslüman’ların ve tüm insanların acılarına duyarsızlaştık daha öncede duyarsızlık var gibiydi. Müslümanlığımızla ulus devletlerin inşa etme ve ötekileştirme mantığı birbirine benziyordu. Müslüman zihniyetini ulus devletlerin çizdiği sınırlara hapsetmiştik. Sınırları olmayanlara ve sınırların ötesindekilere gene duyarsızdık. Ve gündemi belirlenen insanlar gibi milli sınırların Müslümanı olmaya başladık ve daha sonra Türk müsün, Gavur musun, Kürt müsün mantığıyla birbirimizi ötekileştirdik, daha kolayımıza gittiği için de olabilir.

Kafa yormaya kadar geldik.  Muhafazakar medya artık bir haber verirken doğru mu yanlış mı diye bakmıyor bile. Şeytanlaştırdığı kesimlere her şeyi layık görüyor. Farkında olmadan Kemalizm’le aynı değerleri savunmaya başlıyor, yaftalıyor, menfaatlerini korumak için her şeyi mübah görüyor.  Dindar insanların da adaletsizliklere ve iftiralara başvurmasının etki ve sonuçlarını elbette göreceğiz. Bu sonuçlardan bir tanesi de şu an Kürt sorununda oluşacak olan parçalanma, ötekileştirilen ve sesi duyulmayan insanların dinden uzaklaşması, düşmanlaşması ile karşımıza çıkacaktır. Nasıl Anadolu’da görmezlikten gelinen ve kendine yer bulamayan sınıflar, Kültürler ve toplumlar karşımıza suç deposu olarak çıkmışsa, içinde geçtiğimiz dönemde özellikle muhafazakar kesimin medyası ve duruşu ile yapacağı tahribatın olumsuz sonuçlarını başta inançlı insanlar (dünyevileşme, itibar kaybı, rövanşların gerçek dindarlara yönelmesi vb.) üzerinde hissedeceklerdir. Sonradan yapılan eleştiriler 28 Şubat’taki haklılığı bulamayacaktır. Çünkü 2000 yılları öncesi dönemde muhafazakar kesimin lügatında zalimler, iftiracılar, kalleşler hep karşılarında olanlardı.

 

                Günümüzde eski ayrışmalardan farklı olarak daha çok adil olanlar ve zalimler, insanlık değerlerine duyarlı olanlar ve olmayanlar, pragmatist olanlar ve fedakar olanlar, nefsani arzuların esiri olanlar ve olmayanlar arasındaki ayrışmaya giden birlikteliklere şahit olacak gibi görünüyor. Çünkü eski tanımlamalarla artık insanlar kendisini tanımlamak istemiyor ve yetersiz kalıyor. Nasıl sağcılık ve solculuk artık önemini kaybetmişse, gerçeği yansıtmayan sanal ayrışmalar da (ulusal, sınıfçılık, statücülük vb.) iletişimin hızlı olduğu bu zamanda hızlı bir şekilde kaybolacaktır. Zaten bu ulusçuluk akımı insanlık için yeterince zaman kaybına sebep oldu. Savunduğumuz ve tarafı olduğumuz sivil toplum kuruluşları ve ortamlar da bu duygularımıza hitap eden yerler olacaktır.

        Sonuç olarak Müslüman dünyası ne zaman ulus devletlerin dar ve zorba düşüncelerinden kurtulup evrensel değerleri (adalet, dürüstlük, insan hakları, erdemli bilgiye sahip olma, tabiatı koruma, haramdan ve faizden uzak durma, helal lokma yeme, iftira atmama vb.)  hayatında uygularsa  işte o zaman hazcılığın dünyasına bir alternatif olma ve söz söyleme hakkına sahip olduğu gibi kendi insanlarına da mutluluk verebilecektir. Aksi durumda her şeyden nefret eden, herkesi düşman gören ve düşmanlaştıran, insani değerlere kafa yormayan aynı zamanda da hazcı dünyanın hazzını vahşice almaya çalışan insan fabrikaları gibi üzerimizdeki deli gömleğini çıkartamayacağız,Neden müslüman çoğrafyasında kan,göz yaşı,sömürü yapıldığının anlamanın tek yollu islamiyeti yaşayamamamız ve Kur’anı kerimi kendimize rehber edemediğimizdendir.  Nasıl bir dindir ki Allahu ekber diyip kendi kardeşinin kafasını kesebilir fetvasını verebiliyor bu islamiyet değilidr müslümanlık hiç değildir vahşeten şeytana hizmet etmekten başka ne olabilir ki..

 

İlahi Adalet Elbet Bir Gün Tecelli Edecektir.

 

Dua ile kalın..

Bu yazı toplam 834 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.