• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Aksaray 11 °C
  • Konya 8 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 7 °C

Evlenmede Tedirginlik

Şükrü Başarıkan
Çünkü günümüzdeki evliliklerin birçoğu sıkıntılı, evlenenler ise huzursuz, bunu gören gençlerde acaba bizim evliliğimiz de böylemi olur düşüncesiyle tedirgin ve kararsızdır. Yalnız doğru bilgi ve kararla evlenmek, evliliğin ufak sıkıntılarla atlatılması ve daha sonra iyi gitmesi demektir.
3/5/2010 / 10:19:44

Nitekim her hususta imtihan olunacağı gibi evlilikte de imtihanlar kaçınılmaz olunacağı göz ardı edilmemelidir. Peygamber Efendimizde bu hususa dikkat çekmektedir: “Kişinin fitnesi/imtihanı eşinde, malında, çocuğunda (yakın akrabasında) ve komşusunda; bütün bunlar imtihan vesilesidir. (Eğer sabredilirse) Namaz, oruç, sadaka (zekat), emri bil-ma’ruf ve nehiy ani’l-münker, meydana gelen günahların bağışlanmasına sebep olur.” (Buhari , Mevakit, 4, Müslim, Fitne 9)

         Tedirginlik, ümitsizlik, bezginlik halini sabra ve ümide dönüştürmek için Allah Teâlâ, mü’minlere şöyle buyurur: “Hiç kimse sadece sözde iman ettiğini söyleyerek vaat ettiğimiz dünya ve ahiret nimetlerine layık olamaz, bilakis iman ettiğini söyleyen herkes, söylediğinin doğruluğunu ısbatlaması için bir dizi deney, sınavdan geçirilir. Vaat ettiğimiz cennet bu kadar ucuz değil, dünyada vaat ettiğimiz nimetler de söz ile iman ettiğini söyleyen herkese ihsan edilecek kadar değersiz değil. İmtihan bunların ön şartıdır.” (Mevdudi, Tevhimu’l-Kur’an, 4/ 200) 

         İman; insanın iç ve dış dünyasını bir nevi cennete çevirir. Küfür ve isyan ise; insanın iç ve dış dünyasını bir nevi cehenneme çevirir. Bunun içindir ki; iman edip Salih amel işleyenler, ne kadar hastalık ve musibete uğrasalar bile daima hayatlarından memnun; İman etmeyen ve Salih amel işlemeyenler ise, sıkıntı ve rahatlıkta bile daima hayatlarından şikâyetçidirler. Nitekim “kişinin imanı kuvvetlendikçe cesareti artar, imanı zayıfladıkça da korkaklığı ve tedirginliği artar.”   

            Yalnız Allah rızası için yapılan evlilikler de imtihanlar kolay olacağı, diğerleri kadar sıkıntı ve huzursuzluk olmayacağıdır. Çünkü onların başına bir iş geldiği zaman Allah’a yönelir, Ondan yardım ister ve işlerinde acele etmez sabrederler, çünkü bu hususta acele etmek hiçbir şeye benzemez, o halde bize düşen evlilikle alakalı maddi ve manevi hazırlıkları yapıp daha sonra da  Allah’a Tevekkül olmalıyız.

Abdullah İb Mesud (r.a.)’un rivayetine göre Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş:  “Sizden kim nafaka vermeye (veya cinsi yakınlığa) muktedir ise evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan daha iyi sakındırır. Namusu daha (emin bir şekilde) korur. Gücü nafaka vermeye yetmeyen bir kimse ise, oruç tutsun. Çünkü orucun şehveti engelleyici bir yanı vardır (Sahih-i BuhariTerc ve Şerhi.C, 11. S, 5162. H. No: 4) (Peygamber Efendimiz durumu musaid olduğu halde bekar kalmayı uygun görmüyor.)

İşte İslâm dini, evliliği tavsiye ettiği gibi, evlilik çağında olanların evlenmesine yardımcı olunmasını da öğütlemiştir. Bu tür yardımı, anne ve babaların görevleri arasında saymıştır. Dinimiz, bulûğ çağına gelmiş ve yeterli olgunluğa erişmiş, evlenme konusunda dinin hükümlerini öğrenmiş olan kız ve erkeklerin genç yaşlarda evlenip yuva kurmalarını ister. Böylece gençliğin, kontrolü kolay istek ve arzuları, helâl yolda tatmin olacaktır. Bugün Batı’da, tarihe karışmak üzere olan evlilik kurumunun çoğunlukla otuz yaşın üzerinde oluştuğunu görüyoruz. Batı’yı tüm olumsuz konularda örnek almaya çalışan ülkemizde de artık gençler 20 yaş civarını bile evlenme yaşı olarak görmüyorlar. Genç yaşta evlenmek isteyen bazı Müslüman gençler de her türlü israf ve zorluklarla kurulmuş engelleri aşıp kolay yolla yuva kuramıyorlar. Böylece ahlâksızlığın önü açılmış oluyor.

Genç yaştaki bekâr insanların çokluğu, düzen ve çevrenin haramları süsleyip kolaylaştırması ile birleşince çeşitli ahlâksızlıkların yayılmasına, maddî ve manevî nice hastalıkların artmasına sebep teşkil ediyor. Bu konuda dinin reddettiği başlık parası, bir ev dolusu gerekli gereksiz eşya veya çeyiz isteme, milyarlarla ifade edilen düğün ve eğlence masrafları… İslâm'ın reddettiği israf ve lüzumsuz harcamalar da evliliğe ve gençlerin yuva kurmasına engel oluyor.

Dinimiz, bu türlü davranışları büyük bir vebal sayarak kınamaktadır. İslâm, şer’i bir mazeret olmaksızın evlenmekten kaçınmayı ve yuva kurma işini zorlaştırmayı bir günah saymıştır. İslâm, evliliği övmekte, bekârlıkta ısrarı yermektedir. Çünkü dinimiz, kadın-erkek ilişkilerinin meşru olmayan ortamlarda ve ahlâkî olmayan bir şekilde gerçekleştirilmesini büyük bir fitne/şer olarak görür.

Aile hayatı, korunmak isteyen mü'minler için kötü yollara en büyük frendir. İslâm'ın bir yandan zinayı kesin tavırla yasaklarken diğer yandan evlenmeyi teşvik etmesinin sebebi budur. İşte evlenmeyi zorlaştırma ve geciktirmelerin sonuçları ileride büyük yaralar açmasına da neden olabilir.

Evlilikte paylaşmak esastır. Her evlilik maddî ve manevî değerleri paylaşmak için yapılır. Paylaşmanın gerçekleşmediği yerde gündeme gelen tedirginliktir. Bu sebeple evlenecek gençler hep karamsar ve güvensizdirler. Evlenmemek bir çözüm değildir. Gençler güzel bir evlilik yaptıkları zaman, karşılaşmış oldukları sıkıntıları paylaşarak aşarlar.

Eşler neleri paylaşır? Taraflardan birinin bu gerçeği gözden kaçırması ya da görmezlikten gelmesi, üstü kapalı veya açık, işlerin bir yerlerde iyi gitmediğinin göstergesidir.

“Yalnızlık Allah’a mahsustur.” diye bir atasözü vardır. Burada işaret edilen asıl nokta insanın hayâtını tek başına sürdüremeyeceği ve bir aile yuvasına ihtiyaç duyduğudur ki, bunda kesinlikle bir cinsiyet ayrımı yoktur. Yani eşlerin birbirlerine duydukları ihtiyaç pek farklı değildir. Geçimsizlik korkusu, evlenecek gençleri tedirgin etmekte, evlenmekten uzaklaştırabilmektedir.

Günümüzde gençlerin evlenme hususunda yaşadıkları tedirginliğin başında; aile içi huzursuzluk ve çevresindeki kişilerin en ufak bir durumda kavgaların oluşması, meşru sebepler olmadan boşanma korkusu gelmektedir. Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, boşanmayı bir vakıa olarak kabul eder. Boşanmanın yasak olmasını insan tabiatına aykırı bulur. Bununla birlikte gereksiz ve meşru sebeplere dayanmayan boşanmaları da onaylamaz.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "Allah'ın helâl kıldıklarının en kötüsü boşanmadır." (Ebû Dâvud, Talâk 3) Özellikle sebepsiz ve meşru olmayan boşanmalar, hiçbir şekilde hoş karşılanmamıştır. Taberâni’de geçen başka bir hadiste; “Allah Teâlâ Hazretleri, zevk için evlenip boşanan erkek ve kadınları sevmez.” buyuruyor. 

Dinimiz, boşanmaya sebep olacak durumların ortaya çıkmaması için gerekli tedbirlerin önceden alınmasını tavsiye eder. Sonuç itibariyle evlilik, ayrı cinsiyet, ayrı beden, farklı ruh, duygu, ekonomik durum ve dünya görüşündeki iki insanın belli şartlar altında bir araya gelmelerini ve birlikte bir hayat yaşamalarını ifade ediyor. Evliliğin sağlam temele oturtulması ve süreklilik arz etmesi, evlilik öncesi ve sonrası birtakım ön şartlarla bağlantılıdır. Eşlerin, aralarındaki farklılıkların en aza indiği kimseler olması, evliliğin devamı noktasında gözetilmesi gereken önemli bir konudur.

Evlenme hususundaki tedirginliği ortadan kaldıracak önemli hususlardan biri, hiç şüphesiz denkliktir. Eşler arasında denklik şartları, aslında bir tek hedefe hizmet ediyor: Onların birbirini kolayca anlamalarını ve böylece evliliğin sürekliliğini sağlamak. 

İslâm fıkhının, evlenecek kişiler arasında gözetilmesini istediği denklik şartlarını aramak, evlilik öncesi alınması gereken önlemlerdendir. Denklik; öncelikle soy, şeref, dindarlık, meslek, ekonomik durum gibi hususlarda aranır. Çünkü bu ortak nitelikler, eşler arasında bir iletişim ortamının oluşmasına yardımcı olur.

Eşler arası sağlıklı iletişim, evliliğin düzenli gitmesinde büyük etkendir. İletişim kurabilen eşler birbirlerini dahâ iyi tanıyacak, biri kendini öbürünün yerine koyma yeteneği kazanacaktır. Karşılıklı anlayış, sevgi ve saygının oluşup devam etmesinde önemli bir yer tutacaktır. Böylece çocuklar, mutluluğu tıpkı ana dilleri gibi aile yuvasında görüp yaşayarak öğrenmiş olurlar.

O halde mutluluk öğrenilen bir şeydir. Bunun en sağlıklı yolu da görerek ve yaşayarak öğrenmektir. Bir ailenin ortaya koyacakları mutlu bir hayât tablosu arka planında, dini, ahlakî, insani, sosyal, psikolojik bir dizi olumlu davranış biçimlerini barındırır. Böyle bir ortamda yetişen çocuk büyük ölçüde, yüzme yeteneği ile doğan balık gibi mutlu bir hayâtın reçetesine sahip olarak kendi yuvasını kurmuş olacaktır. Böyle bir ailede boşanma eğilimleri kolay kolay ortaya çıkmayacaktır. Bu sebeple, kurulacak ailelerin devamlılığı ve toplumun sağlıklı yapılanması adına, çocuklara böyle olumlu ortamların sağlanması gerekir.  (Bu konu devam edecek… )

Bu yazı toplam 770 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.