• BIST 92.071
  • Altın 359,651
  • Dolar 6,7415
  • Euro 7,3009
  • Aksaray 6 °C
  • Konya 3 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 4 °C

Güzel ahlak-Kötü Ahlak!

Hacı Ahmet Ünlü

Güzel Ahlâkın Ödülü” ve “Kötü Ahlâkın Cezası” ahlâk konusunda ele alınması gereken önemli başlıklardandır. Biz güzel ahlâkın faziletinin ne olduğuna dair yazılarımızın ilk bölümünde hadislerden esinlenerek kısa da olsa bazı malumatlar vermeye çalışmıştık. Orada bu faziletleri maddeler halinde zikrederek demiştik ki:

Güzel ahlâk insanları en çok cennete götürecek, en kısa yoldan onları cennete ulaştıracak bir ameldir/bir vasıftır.

Güzel ahlâk Kıyamet gününde mü’min kulun terazisinde en ağır basacak ameldir/ vasıftır.

Güzel ahlâk kula az amel işlese bile çok büyük ecir kazandıracak bir ameldir/bir vasıftır.

Güzel ahlâk kula cennetin en yüksek yerlerinde bir köşk verilmesine sebep olacak bir ameldir/bir vasıftır.

 Ve yine güzel ahlâk Kıyamet gününde kulu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e en yakın komşu yapacak bir ameldir/bir vasıftır.

Bu sayılanlar, güzel ahlâka “direkt” olarak verileceği vaat edilen ödüllerdendir.  Bunların bir de bazı ameller üzerinden “dolaylı olarak” güzel ahlâka vaat edilen ödülleri vardır. Yani ahlâkın bir aslı vardır, bir de fürusu dediğimiz yan konuları. Yan konularına mükâfat vaat etmek, dolaylı olarak onun aslına mükâfat vaat etmek olacağı için onların da ayrıca ele alınması gerekmektedir.

İşte burada öncelikle direkt değil ama dolaylı olarak ahlâka işaret eden Kur’ân’daki birkaç âyeti ele alacak, onlar üzerinden güzel ahlâkın ödülünün ne kadar büyük olduğunu vurgulamaya çalışacağız. Ardından ahlâkın faydalarına değinecek, sonrasında da kötü ahlâka ne gibi cezalar terettüp ettiğini beyan etmeye gayret edeceğiz.

Gayret bizden başarı Allah’tandır.

Dediğimiz gibi burada öncelikle güzel ahlâkı direkt değil dolaylı olarak ele alan ve verilecek ödülü güzel ahlâkın kendisine değil, ona taalluk eden konulara bağlayan birkaç ayeti ele almaya çalışacağız.

Rabbimiz subhânehu ve teâlâ buyurur ki:

وَالَّذِي جَاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِهِ أُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ  لَهُمْ مَا يَشَاءُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ ذَلِكَ جَزَاءُ الْمُحْسِنِينَ

“(Allah’ın huzuruna) sıdk ile gelen ve onu doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki olanlardır. Rableri katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların mükâfatıdır.

(39/Zümer Suresi Ayet 33, 34)

Dikkatle incelediğimizde bu ayetinde Rabbimiz’in sıdk ehli olanlara[1], yani her daim doğruyu konuşan ve kendisine ulaşan hakkı hiçbir tereddüde mahal vermeksizin hemen tasdik edenlere üç ödül verdiğini görürüz. Bu ödüllerden ikisi manevî iken, birisi maddîdir.

Öncelikle maddî olan ödülün ne olduğunu zikredelim: Sıdk ehli olanlara verilecek maddî ödül; âhirette Rableri katında dileyecekleri her şeyin kendilerine verilmesidir. لَهُمْ مَا يَشَاءُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ

 “Rableri katında dileyecekleri her şey onlarındır.”

Bunun içerisine Allah’ı görmek başta olmak üzere cennetin en iyi yiyeceklerine, içeceklerine, köşk ve saraylarına, hûri ve ğilmanlarına sahip olmak girer. Dünyada sadakat ehli olmalarına karşılık cennette bu tarz diledikleri her şey onlara verilecektir.

Bu, işin maddî tarafı; işin bir de manevî tarafı var.

Manevî olan ödüle gelince; bu da iki kısımdır:

1- Onların “takva ehli” olmakla şereflendirilmeleri. Bu insanlar, dünyada iken sıdk ahlâkına sahip oldukları için Allah tarafından kendilerine manevî bir ödül olarak takvalı olabilme özelliği verilmiştir. أُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ 

“İşte onlar muttaki olanlardır.”

Demek ki sıdk konusunda hassas olanlara mutlaka takva ödülü verilecektir. Bu, gerçekten çok büyük bir ödüldür.

2- Onların “ihsan ehli” olmakla mükâfatlandırılmaları. Yine bu insanlar, dünyada iken sıdk ahlâkına sahip oldukları için Allah tarafından ihsan ehli olmakla şereflendirilmişlerdir. Yaptıkları iş Allah nezdinde çok büyük bir makama sahip olduğu için ona “ihsan” mührü vurulmuş ve bununla mühsinlerden olmuşlardır.

ذَلِكَ جَزَاءُ الْمُحْسِنِينَ

 “İşte bu, ihsanda bulunanların mükâfatıdır.”

Bu da, çok büyük bir ödüldür.

Bu üç ödül, ahlâkın bizzat kendisine değil, kendisinden kaynaklanan yan bir vasıf olan “sıdk”a verilmiştir. Füru olan bir vasfına bu kadar büyük mükâfat veriliyorsa acaba ahlâkın bizzat kendisine ne kadar mükâfat verilir, bunu varın, siz düşünün…

Rabbimiz başka bir âyetinde şöyle buyurur:

إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

 “Şüphesiz: ‘Bizim Rabbimiz Allah'tır’ deyip sonra da dosdoğru/müstakim olanlar var ya, artık onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. İşte onlar, cennet ashabıdır. Yaptıkları işlere mükâfat olmak üzere onun içinde ebedi kalacaklardır.

(46/Ahkaf Suresi Ayet 13, 14)

Bu ayetinde de Rabbimiz subhânehu ve teâlâ, ahlâkın yan konularından birisi olan “istikamet” vasfına sahip olan kullarına çok büyük ödüller vaat etmiştir. Ödüllerin ne olduğuna geçmeden önce istikametin ne olduğuna kısaca değinelim. İstikamet; bir insanın hem kalben hem kavlen hem de amelleri açısından Allah’ın istediği doğrultuda bir hayat sürmesi, bu üç şeyde Rabbini razı etmesi demektir.

 Yani istikametin mahalli üç yerdir:

Kalp

Dil

Ve azalar.

Bir insan kalbinde şirk, küfür, nifak, haset, ucub, kibir ve riya gibi Allah’ın razı olmadığı her türlü hastalıktan uzak durmadığı ve yine kalbinde tevhid, ihlâs, tevekkül, reca, hüsn-i zan gibi Allah’ın hoşnut olduğu güzellikleri bulundurmadığı sürece gerçek istikamet sahibi olamaz.

Yine kişi dilini küfrî sözlerden; yalandan, gıybetten, nemimeden, iftiradan, sövmekten, hakaret etmekten ve boş konuşmaktan muhafaza etmediği ve zikir, Kur'ân tilaveti, nasihatte bulunma, hayrı konuşma, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yapma gibi Allah’ın sevdiği güzel sözleri ağzına almadığı sürece gerçek istikamet sahibi olamaz.

Yine bunun gibi kişi azalarını şirkî amellerden; elini hırsızlık ve kumardan, avret yerini zinadan, gözünü harama bakmaktan sakındırmadığı ve elini vermeye, ayağını hayırlı işlere koşturmaya, gözünü okumaya, kulağını hayrı dinlemeye alıştırmadığı müddetçe gerçek istikamet sahibi olamaz.

İstikamet sahibi olabilmek için işte bu üç şeyin hepsi ile birlikte Allah’ın istediği bir kıvamda olmak gerekir. Bunlar istikametin tezahür ettiği yerleridir.

Bu vasfa sahip olanlara verilecek ödüle gelince; bu ödül âyetin belirttiğine göre dört şeyden ibarettir:

1- Korkulması muhtemel olan her şeyin korkusundan emin kılınma,

“Artık onlar için hiçbir korku yoktur.”

2- Üzüntü duyulması muhtemel olan her şeyden muhafaza edilme,

“Onlar mahzun da olmayacaklardır.”

3- Cennete girdirilme,

“İşte onlar, cennet ashabıdır.”

4- Cennette ebedî ağırlanma.

“Onun içinde ebedi kalacaklardır.”

Bunlar gerçekten çok büyük ödüller, müthiş mükâfatlardır.

Bir insan şu dünyada nelerden korkmaz, nelerden mahzun olmaz ki?

Şirke, küfre ve nifaka düşerek imanını kaybetmekten,

Allah’ın haram kıldığı amelleri işlemekten,

Allah’ın sevgisinden mahrum olmaktan,

Dinini güzelce yaşayamamaktan,

İbadetleri hakkıyla yerine getirememekten,

Kulluğundan lezzet alamamaktan,

Eş ve çocuklarının şekâvetinden,

Cefa veren arkadaşlara sahip olmaktan,

Kazancı “ağız tadıyla” yiyememekten,

Borca düşmekten ve borcun belini bükmesinden,

Ahlak bozukluğundan,

İman üzere ölememekten,

Kabir azabından,

Sıratı geçememekten,

Cehennemde azaba duçar olmaktan,

Cennete girememekten,

Girse bile makamının düşük olmasından,

Rasûlullah’a komşuluktan mahrumiyetten…

Vesaire, vesaire…

Tüm bunlar kulu korkutan ve hüzne boğan şeylerdendir. Ama biz Allah’tan başka rab kabul etmez ve bu yolda istikametten ayrılmazsak, asla sözünden caymayan Rabbimiz bu konularda kesinlikle bizi üzmeyeceğini ve mutlaka emin kılacağını vaat ediyor.

“Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır?

 (9/Tevbe  Suresi Ayet  111)

Sonra Rabbimiz bunun ardından Kıyamet gününde iki şeyi daha ödül olarak vereceğini bildiriyor:

“İşte onlar, cennet ashabıdır; yaptıkları işlere mükâfat olmak üzere onun içinde ebedi kalacaklardır.”

Cennet giriş ve orada ebedî kalma…

Cennet, bir kula verilecek en büyük mükâfattır; bunda şüphe yok. Lakin kul cennete girdikten sonra belirli bir süre geçince Allah tarafından kendisine “Ey kulum! Yaptığın amellerin mükâfatı bu kadardı; şimdi haydi cennetimden çık” denilse, bu onun için manen büyük bir yıkım olmaz mı? Evet, kesinlikle bu onun için büyük bir yıkım, müthiş manevî bir çöküş olur. Zira bir nimete sahip olmak ne kadar önemli ise, o nimetten sürekli istifade etmek de o kadar önemlidir. Hatta bu, nimete sahip olmaktan daha önemlidir. Bundan dolayı cennete giriş bir ödül olduğu kadar orada ebedî kalış da bambaşka bir ödül olarak bize sunulmuştur. Bu da düşünüldüğünde gerçekten çok büyük bir müjdedir.

Dikkat edilirse âyette bahsedilen bu ödüller, ahlâkın bizzat kendisine değil, kendisinden kaynaklanan yan bir vasıf olan “istikamete” verilmiştir. Füru olan bir vasfına bu kadar büyük mükâfat veriliyorsa acaba ahlâkın bizzat kendisine ne kadar mükâfat verilir, bunu düşünmek gerek…

Başka bir âyetinde ise Rabbimiz şöyle buyurur: هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ

“İhsanın karşılığı ihsandan başka bir şey midir?

 (55/Rahman Suresi Ayet  60)

Bu ayetinde ise Rabbimiz subhânehu ve teâlâ, yine ahlâkın yan konularından birisi olan “ihsan”a, yine “ihsan” ile karşılık vereceğini bildirmiştir.[2] Yani bir kul bir iyilik yaptığında Allah iyilikleri en iyi şekilde ödüllendiren olduğu için o iyiliğe en iyisi ile karşılık verecektir.

Arap dilinde ihsan; iyilik yapmak, güzel davranışlarla karşı tarafa muamelede bulunmak, cömertlik etmek, hayır-hasenatta bulunmak gibi anlamlara gelir. Ama daha geniş anlamıyla söyleyecek olursak; “yapılan bir işi veya ameli elden gelenin en iyisi ile yapmaya çalışmak”tır.

Evet, ihsan budur. Yani elden gelenin en iyisini yapmak…

İbadetlerin, amellerin, yardımların, hayır ve hasenatın, sahip çıkmanın, yardımcı olmanın, yol göstermenin, ele alınan işlerin, sorumlulukların en iyisini yapmak…

Daha kapsamlı bir ifadeyle “kulluk” alanına girecek her şeyi[3] en iyi şekilde yapmaya çalışmaktır.

Buna göre bir kul, ahlâkın yan kollarından birisi olan bu vasıfla muttasıf olur ve tüm amellerini elinden gelenin en iyisi ile yapmaya çalışırsa, Allah bu kula mükâfat olmak üzere ödülün en iyisini verecektir. Çünkü iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?

Ayetin ele aldığı bu karşılık, ahlâkın bizzat kendisine değil, kendisinden kaynaklanan yan bir vasıf olan “ihsana” verilmiştir. Füru olan bir vasfına bu kadar güzel bir karşılık veriliyorsa acaba ahlâkın bizzat kendisine ne kadar büyük karşılık verilecektir, düşünmek gerek…

Bu noktada daha onlarca âyet zikretmemiz mümkündür.

Bir insan bu bakış açısını, yani ahlâkın fürusuna vaat edilen mükâfatlardan hareketle aslına nasıl bir mükâfat verileceğini kıyaslayabilme bakış açısını elde ettiği zaman, Kur'ân ve Sünnet okumalarında güzel ahlâkın faziletine dair birçok nass bulabilir. Çünkü ebeveyne iyilikten tutun da yetimlerin başını okşamaya, insanlara tebessüm etmeye ve hayvanlara iyilik yapmaya kadar ne kadar güzel ahlakın altına giren tâli konu varsa, bunların her birinin kendi içindeki fazileti dolaylı olarak güzel ahlâkın fazileti olacaktır. Bu nedenle bu konuda önemli olan bu bakış açısını yakalayabilmektir.

GÜZEL AHLÂKIN FAYDALARI

Güzel ahlakın faziletini genel olarak izah ettikten sonra bu vasfın fert ve toplum için ne gibi faydaları olduğunu zikretmek gerekir. Çünkü güzel ahlâkın fert ve toplum için sayılamayacak kadar önemli faydaları vardır. Şimdi bunlardan bazılarını zikredelim:

a) Güzel Ahlâkın Ferde Olan Faydaları

1- Kulu Allah’a yaklaştırır ve bu konuda diğer amellerden daha ayrıcalıklı bir yeri vardır.

2-Hem Allah tarafından hem de –kâfir bile olsalar– insanlar tarafından kişinin sevilmesini sağlar.

3-İnsanları kişiye, kişiyi de insanlara kolayca yakınlaştırır.

4-İnsanı yüceltir ve herkesin gözünde değerli kılar.

5-Kişinin üstün bir karaktere, yüce bir şahsiyete sahip olduğunu gösterir.

6-Kişiyi dünyada da âhirette de en üstün derece ve makama ulaştırır.

7- Rasûlullah’ın kişiyi sevmesinde en etkin rolü oynayan ameldir.

8-Düşmanı dost yapar, kin güden birisinin kinini sevgiye dönüştürür.

9-Allah’ın bağış ve mağfiretine vesile olur.

10- Sayesinde Allah kötülükleri iyiliklere çevirir.

11- Kişiye birçok ibadetten daha fazla sevap kazandırır.

12- Kıyamet günü mizanı ağırlaştırır.

13-Sahibini ateşten korur.

b) Güzel Ahlâkın Topluma Olan Faydaları

1-İnsanların arasını ıslah eder.

2-Toplumda güveni, huzuru ve emniyeti sağlar.

3-Yardımlaşmayı kolaylaştırdığı gibi toplumu kolaylıkla dayanışmaya sevk eder.

4-Fakirle zengini bir araya getirir.

5-Âmirle me’muru, liderle cemaati ve aynı davaya gönül veren fertleri bir arada tutar.

6-Kardeşliği baltalayan dargınlıkları bitirir, tartışmaları sonlandırır, kavgaları noktalar.

7- İnsanları affetmeyi kolaylaştırır.

8-Kabulü mümkün olan hataları mazur görmeyi, bağışlamayı sağlar.

9-Her konuda, hatta en zor şartlarda bile meseleler karşısında olumlu olabilmeyi sağlar, olaylara iyimser bakabilme olasılığı verir.

10-Davet ve nasihatte insanları nefret ettirmekten, şeriatı yanlış tanıtmaktan korur.

11-Gönül genişliliği ile hayır yapmaya sevk eder.

12-Meşru çerçevede hoşgörülü olmayı sağlar, karşı tarafı dinlemeyi ve anlamayı kolaylaştırır.

13-Topluma, cemaate ve aileye hizmeti kolaylaştırır. Bunlara karşı en faydalı olanı yapmaya kişiyi sevk eder.

Bu yazı toplam 269 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.