• BIST 97.940
  • Altın 278,978
  • Dolar 5,8331
  • Euro 6,4966
  • Aksaray 19 °C
  • Konya 16 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 19 °C

Hak ve Batıl'ın mücadelesi

Hacı Ahmet Ünlü

Hak ve Batıl mücadelesi ilk insan ve ilk nebî olan Adem Aleyhisselâm’dan başlayarak kıyamete kadar sürecek ve bu mücadelenin her iki tarafı da mahkeme-i kübra da hak ettiklerinin karşılığını alacaklardır. Kur’an-ı Kerim’i iyice incelediğimiz zaman, her zamanda farklı fitnelerin meydana geldiğini kolayca görebilmekteyiz.

Zamanların değişmesi ile birlikte birçok şey değişmiş, insanlar gerek cismen, gerek ahlaken ve gerekse inanç bakımından bu değişimden etkilenmişlerdir.

Şeytan ve askerleri insanları hak yoldan alıkoymak için tüm yolları denemekte, nefisleri azdıracak her türlü şeyi batıl davalarının yayılması için kullanmaktadırlar. Kimi zaman insanlara haramları süslü göstermişler, kimi zaman ise insanları küfür ve şirk yollarına sevk etmişlerdir. Sonuçta değişen ve gelişen dünya ile birlikte teknolojide ilerlemekte, bu yeniliklerin bazıları hayır getirirken diğer bir kısmı da şerre vesile olmaktadır. Bazen de hayır olacak yenilikler sapkın kimselerin ellerinde şerre dönüşebilmektedir.

Şimdi de bizim asrımızın bir vebasından bahsedelim. Evet bu öyle bir veba ki girdiği bedeni tepeden tırnağa işgal ediyor. Fakat zararı bedenden çok ruha veriyor. Hani dillere destan da bir sloganı var onun. “Müzik ruhun gıdasıdır”  sözü. Hayır, kesinlikle hayır! “Müzik ruhun belası, asrın vebasıdır”. Öyle ki bu hastalığa yakalan bir kul havaya, suya nasıl muhtaç ise, müziğe de aynı şekilde ihtiyacı olduğunu iddia ediyor. “Ben müziksiz yaşayamam” ve benzeri cümleler sanki insan aç-susuz yaşayamaz gerçeği gibi bir değer ifade ederek, küçük-büyük, erkek-kadın insanların çoğunun dilinde bir nakarat halini almıştır. Öyle ki cami, mescit gibi ibadethaneler ve mezarlık gibi yerler dışında müziksiz bir hayat düşünülemez mantığı her yeri sarmıştır.

Pazardan-çarşıya, bakkaldan-kasaba, dolmuştan-uçağa, seyyar satıcıdan-mağazaya ve saymakta zorlanacağım diğer yerlerde müzik, insanların çalışma sahasında olmazsa olmaz altın bir kural halini almıştır. Peki şimdi bu müziğin hak ve tek din olan İslam’daki hükmü nedir? Acaba bu insanlar bu söylemlerinde isabetli mi? Yoksa hatalı mıdırlar? Şimdi Kur’an, sünnet, icma gibi şer-î delillerin ışığında şarkı ve müziğin hükmünü kısaca anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki,  şarkı mubah ve haram olmak üzere iki kısımdır. Mubah olan şarkı; kişinin sesini yükselterek müzik ve çalgısız olarak şarkı söylemesidir. Buda yolculukta, savaş esnasında, çalışma anında, çocuk uyutma ve düğün, sünnet gibi merasimlerde -kadınların zilsiz def çalarak- söylediği şarkılardır. Haram olan ise mubah olan şarkının dışında kalan çalgı aletleri ile yapılan tüm şarkılardır. Bizim değineceğimiz kısım ise haram olan şarkıdır.

Arap dilinde şarkı;  bir şiir ya da nesiri sesi yükselterek, uzatarak, makamlı makamsız okumaya verilen isimdir. Müzik ise; yunan kökenli bir kelime olup ud, klarnet, davul vb. çalgı aletlerinin ortak adıdır. Ayrıca şarkı ve şarkı söylemeye de müzik adı verilir. İmamların şarkıya verdiği isimler ise pek çoktur. Şimdi de konu ile alakalı bazı delilleri ve nakilleri zikredelim. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlardan kimi var ki, bilgisizce (insanları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için lâf eğlencesi satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Lokman Suresi/6. Ayet) 

Fakih sahabi Abdullah İbn-i Mes’ud Radıyallahu Anh’a, ayetteki “Lehve’l-Hadîs”in (laf eğlencesinin) ne olduğu sorulduğunda, o, şöyle cevap vermiştir: “Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki bu, şarkıdır.” Bu sözünü üç defa söylemiştir. (Tefsiru’t-Taberî) 

Kur’an’ın tercümanı olan Abdullah İbni Abbas Radıyallâhu anh ise: “Ayet, şarkı ve benzerleri hakkında indi” demiştir. (Buhârî, Edebu’l-Mufred)

Allah Subhanehu ve Teala’nın Rasûlüne arkadaş kıldığı, İslam’ın başlangıcında bu dini kabul eden, tüm zorluklara ve sıkıntılara göğüs gererek imanlarına şirk bulaştırmayan ve insanların en hayırlılarından olan bu iki güzide sahabi ayetteki muradı ilahinin şarkı olduğunu söylemişlerdir. Onlar ki bu dini en iyi anlayan ve yaşayan bizlere örnek kılınmış hayırlı neslin insanlarıdır. Bizlere de düşen Kur’an ve Sünneti onların fehmi üzere anlamak, onların kavli ve hali üzere hareket etmektir. Çünkü bu insanlar bizzat Allâh’u Teala’nın elçisinin dizi dibinde yetişmiş ilmin önderlerinden birer önderdirler.

Yine sünnetten bazı deliller ise şöyledir: Abdurrahman b. Gunmü’l-Eş’arî’den: “Bana Ebû Malik el-Eş’arî haber verdi: Vallahi bana yalan söylemedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle söylediğini işitmiş : “Ümmetimden bir takım kimseler türeyecek ; zinayı, ipekli giyinmeyi, şarabı ve çalgıyı (şarkıyı) helal sayacaklar.”

Kurtubi’nin Cevherî’den naklinde, “Sabahleyin onlara çengiler akşamleyin şarkı ve çalgılar uğrayacak” şeklindedir. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî)

Ehli sünnet alimleri bu zikrettiğim ve zikretmediğim diğer delillerden yola çıkarak bu konuda icmâ nakletmişlerdir. İmam İbn-i Cerir et- Taberi, İmam Kurtubî gibi müfessirler ve daha birçok alim şarkı, çalgı ve müzik aletlerinin haram olduğunu zikretmişlerdir. Yine İbn Teymiyye rahimehullah şarkı ve çalgı aletlerinin haram olduğuna dair dört imamın icması olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir: “Dört imamın görüşü, bütün müzik aletlerinin haram olduğudur. İmamlara tabi olanlardan hiçbiri, müzik aletleri hakkında bir ihtilaf zikretmemiştir.“ (Mecmuu’l Fetava)

Günümüzde gözden kaçırılan bir gerçekte şudur ki, insanlar “İlahi” adı altında birçok müzikli eseri piyasaya sürmekte ve İslam dinini bildiği kadarıyla yaşamaya çalışan kimseler tarafından bu eserler devamlı dinlenmekte ve dinletilmektedir. Yukarıda ki deliller güneşin aydınlığı kadar açık bir şekilde gösteriyor ki bu müzikli eserler de  müziğin yasak kısmına dahildir.

Bu konuyu daha da iyi anlamak için bir misal vermek yerinde olacaktır. Misal, bir kova temiz sütün içerisine damlayan bir damla kan sütün tamamını necis kılar. Çünkü kan necistir ve sıvı olduğundan bir diğer sıvı olan sütten ayrılması mümkün değildir. İşte bunun gibi Allâh’u Teâlâ’nın razı olacağı güzel sözlerden meydana gelen bir şarkı sözüne karıştırılan müzik aletleri, tıpkı kanın sütü necis kıldığı gibi şarkıyı  haram kılmaktadır.

Ayrıca müzikli zikir yapmanın hükmü hakkında İmamların fetvaları ise durumun ehemmiyetini daha beliğ bir biçimde ortaya koymaktadır. İmam ebû Hanife rahimehullâh’a nispet edilen eserlerden biri olan Fıkhu’l Ekber Aliyyul Kari şehinde şöyle geçmektedir:

“El-Hulasa”’da şöyle bir kayıt vardır:Kim ki Kur’an-ı Kerim’i def ve saz çalarak okursa, o kimse tekfir edilir.

Zikrederken ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve selem’in nat’ını okurken def ve saz çalanların hükmü de bu hükme yakındır. Zikrederken alkış tutmak da böyledir.”

Yaşadığımız 21. Asırda ibadet ettiklerini zanneden grup, tarikat ya da cemaatlerin yaptıkları zikirleri de incelediğimizde, onlarında hoplaya, zıplaya ya da müzik eşliğinde kendilerinde geçtiklerine şahit olmaktayız. Hatta işi daha da abartarak kendilerine emanet olarak verilen bedenlerine şişler sokuyor, birbirlerine vuruyor ve bunun ibadet olduğunu iddia ediyorlar. Rabbim bizleri şeytanın bu desiselerinden muhafaza eylesin. 

Meseleye bu noktalardan bakmayan günümüz sözde- din adamları insanlara bu müzikli eserleri dinlemelerini tavsiye etmekte, bunun güzel olacağını ve bu şekilde insanların Allah’a yaklaşacağını iddia etmektedirler. Haliyle imamı bu söylemde olan cemaatte bu hatadan beri kalamamaktadır.

İşte sonuç ortadadır. Deliller bize müzik hakkında insanların söylemlerinde ve eylemlerinde hata içerisinde olduklarını açıkca göstermektedir. Öyle ise yol yakın iken bu yanlıştan dönmeli, can bedenden ayrılmadan ve tövbe kapısı kapanmadan Rabbimize yönelip istiğfar etmeliyiz. Kişi doğrularla amel ettikçe hakkı bulması da doğru orantılı olarak kolaylaşacaktır. Bizlerde içerisinde bulunduğumuz hatalarımızdan doğrulara hicret edelim ve Allâh’u Teâlâ’nın râzı olacağı kulları arasına girmek için cehd edelim. Unutulmamalıdır ki bu dünya ahiretin tarlasıdır. O zaman herkes tarlasında faydalı ürünler bulundursun ve zararlı olanlardan da arındırsın. Çünkü bu dünya imtihanı yalnızca ve yalnızca bir kereye mahsustur. 

O zaman bu fırsatı iyi değerlendir. Önce imanı ve iman esaslarını öğren ve onun yok olmasına ya da azalmasına sebep olan küfür, şirk ve haramlardan uzak dur. Nasıl ki dünyada insanlar makam ve mevki bakımından sınıf sınıf ise, ahirette de cennet ve cehennem tabaka tabakadır. Hangi yeri ve hangi tabakayı arzu ediyorsan ona göre amel işle. Dedik ya dünya ahiretin tarlasıdır.

Bu yazı toplam 132 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.