• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • Aksaray 1 °C
  • Konya -2 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -2 °C

Hiperaktif çocukların ilaçla imtihanı

Sait Çamlıca

Aşırı hareketli ve yerinde duramayan çocuklara Hiperaktif diyorlar. Vücuda sonradan giren bir mikropla bulaşmış bir hastalıktan bahseder gibi bahsediliyor, hiperaktif çocuklardan. Ne kanser, verem gibi ağır bir hastalık, nede nezle grip gibi geçici bir hastalık değildir, Hiperaktif olmak.

Yaşı ve yaşam biçimi gereği yerinde duramayan çocukları ilaçlarla sakinleştirmeye çalışmak, bir tedavi yöntemi değil, bir geçiştirme yöntemidir.

Zamanı okumak!

‘Zamanı okumadan çocukları okuyamazsınız!’ cümlesi, çocuklarla, gençlerle uğraşılan her meslek dalı için geçerlidir. ‘Çocukları okumadan, onları okutamazsınız!’ cümlesini, öğretmen konferanslarında çok kullanıyorum. Sadece eğitimciler çocukları ve zamanı okuma gayreti içerisinde olmak zorunda değil. Ebeveynler ve doktorlarda, zamanı ve çocukları okuma gayreti içerisinde olmalı.

Enerji patlaması!

Yaşları gereği çocuklar hareketlidir. Otur dersiniz oturmaz, sus dersiniz susmaz. Yapma dersiniz yapar, yap dersiniz yapmaz. Anadolu insanının deyimiyle, ‘Eli dursa ayağı durmaz!’

Çocukları okumaktan kastettiğim şey, yaşları gereği ‘bitmeyen bir enerjiye sahip olduklarını’ bilmek zorunda olduğumuz gerçeğini hatırlatmaktır. Ancak sadece çocukları okumak yetmiyor. Zamanı da okumak zorundayız.

Üç kutu arasında geçen ömür!

Şehir hayatının çocuklara nasıl yansıdığını konuşurken, biz yetişkinlerinde bu sıkıntılarda muzdarip olduğumuzu unutuyoruz. Psikologa yaşadığı sıkıntıları anlatan bir Bayan, ‘Kendimi üç kutu içinde yaşayan biri olarak hissediyorum!’ diye söze başlamış. ‘Ev kutusundan çıkıp otobüs kutusuna biniyorum. Otobüs kutusundan inip iş kutusuna geçiyorum. Akşam aynı süreç devam ediyor. İş kutusundan çıkıp otobüs kutusuna biniyorum. Otobüs kutusundan inip ev kutusuna geçiyorum.

Yetişkinlerin bile sıkıldığı ‘kutu hayatı’, çocuklar için, çok daha zor bir hayat anlamına gelir.

İnsan vücudunun toprağa ihtiyacı!

Cuma günleri askerin bakım günüdür. Bu bakım içerisinde ayakkabı ve çorapları çıkartılan askerler, çıplak ayakla toprak üzerinde yürütülür. Ayakların toprakla teması insanın negatif enerjisini alıp rahatlatır.

Sokakta oynayarak çocukluğunu geçirmiş olanların farkında olmadıkları şeylerden birisi de, toprak ve doğa ile iç içe olmanın insanın bedeni ve ruhuna kattığı sağlıktır. Bugünün, ‘elektronik eşya kelepçesi’ ile yetişen çocuklarının, mahrum oldukları en önemli rehabilitasyonlardan birisi de, toprak ve doğadan uzak olmaktır.

İkinizde acıkınca eve geliyorsunuz!

‘Bizde çocuk olduk! Biz niye öyle değildik?’ diye itiraz edenler, kendi çocuklarını unutuyorlar. Kendi yaşadığımı bir hatıra ile değişen zamanı anlatmaya çalışayım.

Rahmetli dedemin yanında geçirirdim tatillerimi. Köyde karnımızı doyurup evden çıkınca, genelde herkes uyuduktan sonra dönerdim eve. Rahmetli dedemin, Tarzan adını verdiği küçük bir köpeği vardı. Ben, gün içerisinde eve uğraşmışsam, dedem bana ‘Aha bizim Tarzan geldi!’ derdi. ‘Niye bana Tarzan diyorsun?’ diye sorunca, beni güldüren o cevabı verirdi.

‘Oğlum sabah kahvaltıdan kahvaltıya yüzünü görüyoruz. Evden bir çıkıyorsun bir daha uğramıyorsun. Bizim kapıda ki Tarzan gibisin. O da senin gibi, acıkınca kapıya geliyor!’

Bu hatıramı anlatmamın sebebi, o dönem gençliğinin nasıl yaşadığını göstermeye çalışmaktır. Televizyon, bilgisayar ve diğer elektronik eşyalar çocukların oyuncağı olmadan önce, çocukların hayatları, kapını önünde geçerdi.

Evin içinde elektronik eşya kelepçesi ile yaşamaya mahkum olan çocuklar, sokakta oynayıp koşmanın rehabilitasyonundan mahrum yetişiyorlar.

Sokakta enerjisini atan bir çocuk, evin içinde yaramazlık yapacak enerjiyi kendisinde bulamıyordu. Yorgunluktan yaramazlık yapmaya hali kalmayan çocuklar vardı eskiden evlerde.

İlaçsız çözüm

Tekrar köy / kasaba hayatına dönemeyeceğimize göre, yaşamaya mecbur / mahkum olduğumuz hayat içerisinde, ilaç kullanmadan, hiperaktif çocuklarla nasıl baş edeceğiz?

Her şeyden önce, ebeveyn olmanın, sabır istediğini aklımızdan çıkartmamamız gerekiyor. Çocuk sahibi olan insanlar, çocuk yetiştirmenin sabır işi olduğunu bilmek zorunda. ‘Ama bizde insanız!’ diyenlere, ‘ama onlar daha çocuk!’ diyorum.

Çocuk çocuktur. Yaramazlık yapan çocuk sağlıklı çocuktur. Yaramazlık yapmayan çocuk, çocukluğunu yaşayamayan çocuktur.

Aile içi muhabbet, eğlence ve oyunlar ile çocuğunuzun enerjisini atmasını sağlayın.

Akraba ve komşu ziyaretleriyle, farklı ortam ve insanlar içerisinde çocuğunuzun hem çevre edinmesini hem de davranışlarını disiplin altına almayı öğretin. Annesine nazı geçen çocuk, başkalarının yanında haylazlık yapmayı çekinebilir.

Park bahçe gibi alanlar, özelikle yaz mevsiminde, asla ihmal edilmemesi gereken ortam ve fırsatlardır. Yoruluncaya, terleyinceye kadar eğlenen çocuk, hem doğa ile temas sağlamış olur hem enerjisini boşaltır.

Tatiller, sadece anne babanın dinlenme ve akraba ziyaret etme fırsatı değil, çocukların ‘üç kutu arasında’ geçen hayatları dışında bir hayatı yaşama imkanı elde ettikleri bir dönemdir.

Bütün imkanlarınızı kullansanız bile, ilk maddeyi asla unutmayın. Eğitim sabır işidir. İlaç sektörünün tuzaklarına çocuklarınızı kaptırmayın.

Bu yazı toplam 660 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.