• BIST 122.747
  • Altın 296,516
  • Dolar 5,9170
  • Euro 6,5590
  • Aksaray 0 °C
  • Konya -2 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -1 °C

İmam Nevevi Hayatı

Hacı Ahmet Ünlü

Gökler ve yer dolusu hamd, tarihin hiç bir döneminde ümmeti alimsiz bırakmayan ALLAH  azze ve celle’yedir. Salat ve selam, “Âlimler peygamberlerin varisleridir” buyuran Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e, sahabeye ve kıyamet gününe kadar gelmiş ve gelecek olan âlimlerin üzerine olsun.

İmam Nevevi rahimehullah’ın yaşadığı dönem zor bir dönemdi. Bir yandan Moğol ve Tatar saldırıları ile boğuşan ümmet diğer yandan ilim ehli insanların azlığı dolasıyla zor bir dönemi yaşıyordu.

İmam Nevevi (rahimehullah) bu zor dönemde insanların kurtuluşu için gayret gösteriyor ve bu zor durumdan kurtuluşun çaresi için insanlara Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisini hatırlatıyordu: “Allah’ın Kitab’ını ve Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini iyice bilmek ve bu iki kaynağa sımsıkı sarılmak.” İşte bu sebepten Riyazu’s Salihin adlı eserini kaleme aldı.

Allah, yaşarken sözlerine, öldükten sonra da eserlerine bereket verdi. Eserleri okundu, hatta ezberlendi. Müslümanların başvuru kaynağı hâline geldi.
Allah kendisine rahmet eylesin.

Hayatı

İmam Nevevî, miladi 1233 yılında Suriye’nin güneyindeki Havran bölgesinde bulunan Nevâ köyünde doğar. Köyüne nispetle Nevevî diye anılan hadis âlimi, on yaşına geldiğinde, babasının dükkânında çalışmaya başlar.

Nevevî, 18 yaşına geldiğinde babası onu Dımaşk’a götürerek Revâhiyye Medresesi’ne yerleştirir. Böylelikle Nevevî’nin medrese eğitimi başlamış olur.

Yirmi yedi yıl o medresede kaldı. Hiç evlenmedi. Sadece okudu, yazdı. Talebe yetiştirdi.

Kendisine Ebu Zekeriyya ve Muhyiddin Künyesinin Verilişi

Adı Yahyâ olanlar, baba oğul iki peygamberin hâtırasına hürmeten Ebû Zekeriyyâ diye künyelendikleri için, o da geleneğe uyarak, hiç evlenmediği halde, bu künyeyi aldı.
İslâm dinine olan hizmetlerine bakarak kendisine, dini ihyâ eden kimse anlamında Muhyiddin lakabı verilmiştir.

Oyun Yerine Kur’an Okumayı Tercih Ediyor

Nevevî’nin manevi mürşidi olan Yasin İbni Yusuf el-Merakeşi o sıralarda Nevâ’ya gelmişti. Çocukların birlikte oynayalım diye zorlamasına rağmen Nevevî’nin onlardan kurtulup Kur’an okumaya çalıştığını görünce onu pek sevdi. Doğruca Nevevî’nin Kur’an hocasına giderek bu çocuğun ileride önemli bir âlim ve büyük bir zahid olacağını tahmin ettiğini söyledi ve onunla özel şekilde meşgul olmasını istedi.

İlmi Şahsiyeti ve İlme Düşkünlüğü

Nevevî, 20 yaşında babası ile birlikte hacca gitti. Medine’de çeşitli âlimlerden bir buçuk ay ders alır.

İmam Nevevî, her gün on iki hocadan lügat, sarf, nahiv, fıkıh, hadis, kelâm vb. on iki çeşit ders alır. Kısa süre sonra ‘Kütüb-i Sitte’yi hocalarına baştan sona okutur. Mâlik’in Muvatta’sı, İmâm Şâfiî, Ahmed İbni Hanbel, Osman İbni Saîd ed-Dârimî, Ebû Avâne el-İsferâyînî ve Ebû Ya’lâ’nın ayrı ayrı Müsned’lerini, Dârekutnî ve Beyhakî’nin Sünen’lerini ve pek çok hadis kitabını okur. Devamlı çalışması sebebiyle on yılda parmakla gösterilen bir âlim olur.

Ömrünü ilme nikâhlayan Nevevî hiç evlenmedi. Belki evliliğin kendisini meşgul edeceği, belki de kendisine muhtelif sorumluluklar yükleyeceği kanaatıyla evlenmeyi hiç düşünmedi.
Şâfiî fıkhında devrinin en büyük âlimi o idi. Bu mezhebin esaslarını, usûl ve fürûunu, bir meseleye dâir sahâbe ve tâbiîn âlimlerinin neler söylediklerini, hangi noktada birleşip hangi noktada birbirinden ayrıldıklarını ezbere bilirdi.

18 yaşında başladığı medrese eğitiminden yaklaşık on yıl sonra 660 yılında eser vermeye başlar.

16 yılına 40’tan fazla eser sığdırır. Birçok kitabını da tamamlamaya ömrü yetmez.

Kitaplarındaki feyiz, talebelerindeki bereket, erken yıllarda dikkat çekti.

İmam Nevevî’nin Hadis, Kur’an ve Şafiî fıkhı olmak üzere üç grupta toplanan eserleri arasında en meşhuru, yüzyıllardır elden düşmeyen hadis kitabı ‘Riyâzu’s-Sâlihîn’dir.
Bir gün İmam Gazali’nin el-Vasit adlı eserinden yapılan bir nakil hakkında onunla münakaşa ettiler. Hâlbuki Nevevî münakaşayı da sevmez, münakaşa edenleri de sevmezdi. Dayanamadı, yanındakilere dönüp şöyle dedi: «Benimle el-Vasit hakkında münakaşa ediyorlar. Hâlbuki ben o eseri dört yüz defa okudum…”

Emevi Kütüphanesi’ni Koruyor

Şam vâlisi, Emevî Camii Kütüphânesi’ndeki kitapları, İran’a nakletmek istediği zaman, İmam Nevevî ona mâni oldu. Vâli, onu iknâ etmek istedi. Vâlinin evinde halı olarak kullanılan kaplan ve yırtıcı hayvan derileri vardı. Nevevî onlara işâret etti. Allah’ın kudreti ile dirilip, vâliye dişlerini gösterdiler. Vâli ve yanındakiler oradan kaçtılar. Sonra vâli, İmâm-ı Nevevî’den özür diledi ve elini öptü.
Öğrencisi Ebu Hasan ibnu’l-Attar şöyle demektedir: “Şeyhimizin (İmam Nevevi’yi kastediyor) -Allah rahmet eylesin- bize söylediğine göre o ilimle iştigal etmenin dışında ne gece ne de gündüz hiç bir vaktini başka şeylerle harcayarak zayi etmezdi. Altı yıl boyunca yolda bile ya tekrarlar ya da mütalaa ederdi. Ondan sonra kitap telif etmeye, birikimini Müslümanlara anlatmaya ve nasihat etmeye başladı.”

Kişiliği ve Şahsiyeti

Bu orta boylu, kara yağız, simsiyah sakallı ilim aşığının ciddi yüzünde pek az tebessüm görülürdü. Kılık kıyafete hiç önem vermezdi. Sırtındaki kaba dokunmuş pamuk elbise ve başındaki küçük sarığıyla onu görenler, Dımaşk’ı gezmeye gelmiş Neva’lı bir köylü zannederlerdi.

Takva ve Zühdü

Âhirete duyduğu özlem sebebiyle dünya zevklerine, yiyip içmeye, giyinip kuşanmaya, kısaca söylemek gerekirse rahat yaşamaya değer vermezdi. Günde bir defa geceleyin, sadece bir çeşit yemek yerdi. Sofrasında iki çeşit yiyecek nâdiren bulunurdu. Eti, köyüne gideceği zamanlar yerdi. Sadece seher vakti su içerdi. Karla soğutulmuş suyu içmez; uyku getirir diye salatalık bile yemezdi.
Talebeliğinden itibaren kazandığı az uyuma alışkanlığını, fânî ömrü, yeterince değerlendirebilmek için hayatı boyunca uyguladı.
Onun hayatını yazanların hemen hepsinin belirttiğine göre, Dımaşk’ta yetişen meyvaları yemezdi. Bunun sebebini soran talebesi İbnü’l-Attâr’a, Dımaşk’ta pek çok vakıf arazisi bulunduğunu, bunların titizlikle idare edilmediğini, ortaklığın meşrû bir şekilde yapılmadığını, dolayısıyla bu meyvalara haram karıştığını söyledi. Babasının getirdiği yiyeceklerle geçimini sağlar, sadece onun getirdiği incirleri yerdi. Bütün bu hâller onun iradesinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
En büyük ibadetin samimi bir niyetle helâl ve haramları öğrenmek olduğunu söyleyen Nevevî, hayatı boyunca kimseden bir kuruş almadı. Görev yaptığı medreselerden kendisine verilen aylıkla kitap alır, sonra da bunları o medreseye vakfederdi. Eşrefiyye dârülhadisinden hiç maaş almadı. Onun bu hâli, hak mefhumuna ne büyük önem verdiğini göstermektedir. Nevevî’yi yakından tanıyan bazı âlimler onun bir sahâbî gibi, bazıları ise bir tâbiî gibi yaşadığını söylemişlerdir.

Talebelerinden biri, bir gece Dımaşk’teki mescitlerden birinde onu izlediğini anlatıyor: “Direğin arkasına geçmiş namaz kılıyordu. Sabaha kadar onu izledim. ‘Durdurun onları. Onlar hesaba çekileceklerdir.’ (Saffat; 24) ayetini okuyor, gözyaşları içinde, aynı ayeti tekrar edip duruyordu.”

Babasının köyden getirdiği mütevazı yiyeceklerle hayatını idame ettirdi.

Talebeliğinden itibaren kazandığı az uyuma alışkanlığını hayatı boyunca uyguladı. Uyku iyice bastırınca kitaplarına dayanarak biraz kestirirdi. Böylece kısa ömrünü, bizim yüz yılda üstesinden gelemeyeceğimiz büyük eserler vererek yeterince değerlendirdi.

Nevevi’nin Şeytan’ın Vesvesesine Karşı Tutumu

Nevevî’nin talebesi İbnül-Attar, Nevevî’nin hayatını kaleme almış ve eseri tamamladıktan sonra onu Nevevî’ye sunmuş ve tasvibini almıştır. Bu eserde anlatıldığına göre; ”Bir gün Nevevî hastalanmış, babası, kardeşleri ve bazı yakınları kaldığı medreseye onu ziyarete gelmişler. Gece yarısına doğru Nevevî kendinde bir rahatlama hissederek zikre başlamış. Bazen alçak sesle bazen yüksek sesle zikrediyormuş.

Bahçedeki havuzun kenarında, kılığı kıyafeti düzgün ve güzel yüzlü bir ihtiyarın abdest almakta olduğunu görmüş. Adam abdest aldıktan sonra Nevevî’nin yanına yaklaşmış ve demiş ki: “Yavrum! Babanı, kardeşlerini, yakınlarını ve medresede yatanları rahatsız etmemek için Allah’ı zikretmekten vazgeç!”

Nevevî ona: “Sen kimsin?” diye sormuş. Adam: ”Kim olduğumu ne yapacaksın? Ben sana nasihatte bulunuyorum” demiş.
Nevevi: “O zaman, acaba bu şeytan mı?” diye Nevevî’nin içine bir şüphe düşmüş ve euzu çekerek daha yüksek sesle tesbihe ve zikre devam etmiş. Adamın uzaklaştığını ve medresenin kapısına doğru gittiğini görmüş.

Babası ve diğerleri Nevevî’nin sesine uyanmışlar. Nevevî medresenin kapısına koşmuş, kapının kilitli olduğunu ve orada kimsenin bulunmadığını görmüş. Babası: ”Hayrola Yahya, neler oluyor? diye sorunca, Nevevî olanları anlatmış, şeytanın bu oyunu karşısında derin bir hayrete düşen yakınlarıyla birlikte zikre devam etmişler.

Zalime Karşı Hakkı Haykırışı ve Sürgün Edilişi ve Zahir Baybars’a Nasihat Mektubu

Şam ve Mısır emiri Zahir Baybars, Tatarlar Şam’a saldırmak istediklerinde onlara karşı savaşacak ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için halkın malını zorla almak ister. Ve bu konuda âlimlerden destek ister.

Zahir Baybars’a karşı çıkmayan çoğu âlim, ona olumlu bir fetva verirler. Lakin İmam Nevevi ise Zahir Baybars’a karşı çıkar ve ona yaptığı işin caiz olmadığını korkmadan söyler. Nedenini soran emire şu cevabı verir: “Sen buraya geldiğinde bir köleydin ve hiçbir şeye sahip değildin. Ben şu anda senin yanında birçok bağların, bahçelerin, köle ve cariyelerin, altın ve gümüşlerin olduğunu görüyorum. Bunları cihad için sattığın zaman ancak, bana karşı haklı olursun ve ben de sana cihadta kullanmak üzere halkın malını almana, o zaman fetva veririm.”

Bu cevabın neticesinde İmam Nevevi, Şam’dan sürgün edilir. Kendi köyüne gider ve oraya yerleşir. Daha sonra bazı âlimler onu Şam’a getirmek için araya girmesine rağmen o, geri dönmez. Ta ki, Zahir Baybars ölünce tekrar Şam’a döner.

İmâm-ı Nevevi, Baybars’a yazdığı bir mektupta şöyle buyurdu: “Bismillâhirrahmânirrahim. Allah-u Teâlâ’ya hamdolsun. Efendimiz Muhammed aleyhisselâma ve âline salât ve selâm olsun. Abdullah Muhyiddin Nevevî’den Sultan Zâhir’e.

Dînin hizmetçileri olan ulemâ daha önce size bir mektup yazmışlardı. Cevâbınız sert oldu. Gelen mektupta cihâd, dini hükmünden ayrı olarak bildirilmektedir. Allah-u Teâlâ ihtiyaç hâsıl olunca, emir sahiplerinin yanında lüzumlu izahlarda bulunmayı vâcib kıldı ve Al-i İmrân sûresi yüz seksen yedinci âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyurdu: “Vaktiyle Allah-u Teâlâ, kendilerine kitâb verilenlerden (peygamberlerden) şöyle te’mînât almıştı; “Celâlim hakkı için, kitâblanında olanı, muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız, onu gizlemiyeçeksiniz.” Onlar ise o söz ve te’mînâtı sırtlarının arkasına attılar. Böylece karşılığında biraz para aldılar. Bu ne kötü alış veriştir!… ”Bu sebeple bize bu hususta bir açıklamada bulunmak vâcib olup, susmak haramdır.
Mektubunuzda, cihâdın askere mahsus olmadığı ifâde edilmektedir. Evet öyledir. Fakat cihâd, farz-ı kifâyedir. Sultan’ın ordusu vardır. Onların Beytülmâl’dan muayyen bir yiyecek tahsisatı vardır. Bu sebeple savaştan geri kalan halk ise, gerek kendilerinin, gerek Sultan’ın, gerekse asker ve diğerlerinin faydasına olan, herkesin muhtaç olduğu zirâat, san’at ve başka işlerle meşgul olmaktadır.
İşte askerin ihtiyâcı Beytülmâl’dan ayrılan tahsisat ile te’min edilmektedir Beytülmâlda kâfi miktarda para ve mal varken, halktan bir şey almak helâl değildir. Böyle olduğunda bütün İslam âlemindeki ulemâ ittifak halindedir. Hamdolsun Beytülmâlın para ve mala ihtiyâcı yoktur. Durum böyle olunca, cihâd ve başka zamanlarda Allah-u Teâlâ’dan yardım istenir. Resûlullah’ın Sünnet-i seniyyesine ve dînin emirlerine uyulur.
Önceki ve bu mektupta yazdıklarımızın hepsi, hem size, hem de halka nasihattır. Bu nasihatlerde kınanacak hiç bir şey yoktur. Halka yumuşak muamelede bulunmayı, şefkat göstermeyi, Ehl-i sünnet yolunu ve Resûlullah’a tâbi olmayı sevdiğinizi bildiğimiz için, size bu nasihatleri yaptık.
Bizim nasihatimiz sebebiyle, halkı ve ulemâyı tehdit etmenize gelince, böyle şeyler sizin adalet ve hilminize muvafık değildir. Müslümanların zayıfları ve güçsüzleri, sultâna nasihatten başka ne yapabilir. Hâlbuki, onlar nasıl nasihat edileceğini de bilmemektedirler.
Şahsıma gelince, gerek tehdid ve gerekse tehdidin de ötesinde herhangi bir durum, Allah-u Teâlâ’ nın izni ile, bana zarar vermez ve nasihatten alıkoymaz. Çünkü ben ve benim durumumda olanlar Sultân’a nasihat etmemizin vâcib olduğuna inanıyoruz. Bir vacibi ifâ ederken, başıma gelecek şey, Allah-u Teâlâ’nın katında, benim için hayırlıdır. Resûlüllah, sallallahu aleyhi ve selim nerede olursak olalım, hakkı söylememizi, Allah-u Teâlâ’nın rızâsı yolunda kınayanın kınamasından korkmamamızı emretmiştir.
Biz, dünyâ ve âhırette size faydalı olacak işleri yaparak devamlı hayırlara vesile olup, kıyamete kadar hayırla yâdedilmenizi, bu sebeple ebediyyen Cennet’te kalmanızı istiyoruz. Allah-u Teâlâ’nın selâmı, rahmeti ve bereketleri Peygamber efendimiz üzerine olsun!”

Öldürme Girişimi ve Allah’ın Yardımı

Nevevi’yi yakından tanıyan bazı âlimler onun kerametlerinden söz ederlerdi. ‘’Devrin sultanlarından birisi ondan dünyalık, kendi yararına olan bir vaaz vermesini istedi. Nevevi bunu kabul etmedi. Bu sebeple devrin sultanı onun görevden alınmasını ve maaşının kesilmesini istedi. Sultanın yanındakiler Nevevi’nin zaten bir maaşı’nın olmadığını söylediler. Sultan; ‘’Peki Nevevi ne ile geçiniyor?’’ diye sorduğunda, babasının gönderdikleri ile cevabını aldılar. Sultan her seferinde Nevevi’yi öldürme emri veriyor, fakat sonra vazgeçiyordu. Bir gün kendisine bunun nedeni sorulduğunda şu cevabı verdi: ‘’Nevevi’yi öldürmek istediğim her zaman, ağzı açık bir aslan görünüyor, eğer ben onu öldürseydim, aslanda beni öldürecekti.’’

İmam Nevevi ve Karpuz

Bir gün Hazreti İmam’a karpuz ikram ederler, yemeyi reddeder. Nedenini sorduklarında: “Ben Allah Resulü’nün karpuz yediğini hiç bir rivayette görmedim. Allah Resulü’nün nasıl karpuz yediğini bilmediğim için bu meyveyi yiyemem” der. Bu olay sağlam kaynaklarda anlatılmaktadır.

Sözlerinden Bazıları

“İnsanlar, Yüce Allah’a kulluk ve ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için yaratılış gayelerine uygun davranmalı ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedî kalınacak bir menzil değildir. O, âhirette saadete ulaştıran bir binek gibidir. Sevinç, keyif, zevk ü sefa yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler, bu fânî dünyaya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır.»

İmam-ı Nevevî (rahimehullah), ‘el-Makâsıd’ adındaki eserinde der ki: ‘Tarik-i tasavvuf (tasavvuf yolun)’da beş asıl vardır.

1- Zahir ve batında takvayı şiar etmek.
2- Sözlerinde ve işlerinde Sünnet-i Nebevî’ye uymak.
3- İkbal (istek, arzu) ve idbar (maddi durumun zor olduğu) zamanında halktan bir şey beklememek.
4- Az olsun.
5- Ferah ve sıkıntı zamanında Hakk’ı düşünüp O’na rücû’ edebilmektir’.

“İlimle uğraşmak, Allah rızâsını kazanmak için tutulan en iyi yol ve en üstün ibadetti. İlim tahsili nâfile oruç, namaz ve zikirden daha faziletliydi.”
“Bir kimsenin hocaları, onun dinde babalarıdır. Allah ile irtibatını sağlayan vâsıtalardır.”

Eserleri

50’ye yakın kitap telif etmiştir. Bunlardan bir kısmını bitirmeye ömrü yetmemiştir.

Sahih-i Müslim Şerhi: İmam Müslim’in Sahih’ini kitabını sıradan Müslüman’ın anlayabileceği hâle getirecektir.

Ravzatu’t Tâlibîn: Bu kitap harika bir fıkıh kitabı olarak elden ele asırlardan beri dolaşmaktadır. Bu eserine kırk kadar Şafii âliminin şerh, haşiye, ihtisar, ta’lik ve tashih çalışması yapmıştır.

El Mecmu: Bu fıkıh kitabını bitiremediği hâlde, yazdığı kadarı ile Şafii mezhebinin kilit kitabı hâline gelmiştir. Bu eserinde her meselede diğer mezheplerin görüşlerini delilleriyle birlikte ortaya koymuştur.Dokuzuncu cildi tamamlayıp “Kitabü’l bey’e gelince, hayata veda ediyor. Eser daha sonra muhtelif Şafii âlimlerince tamamlanmış ve bugün yirmi cilt halinde basılmıştır.

El Ezkâr (Dualar ve Zikirler): Bu kitabında, hadislerden yola çıkarak hangi duanın ne zaman yapılması gerektiğini öğretiyordu. Bu eser O kadar şöhret buldu ki insanlar: “Evini sat Ezkâr’ı al” demeye başladılar.

Tedribu’r Ravi: Bu kitab hadis ilimlerine girişin kanunlarından biri gibi algılandı.

Et-Tibyan fi Âdabi Hameleti’l Kur’an: Kur’an okumanın adabıyla ilgili bu kitabı ise medreselerin baş tacı oldu. Onun ölümünden sonra Kur’an ezberleyen, Kur’an ilimlerine dalan pek çok insan, o kitapla yola koyuldu.

el-Muharrer: Rafiî’nin bu eserini tamamlayarak tashih etmiştir ve bu eser Şafii alimlerin el kitabı haline gelmiştir. Nevevî’nin bu eseri üzerinde kırktan fazla şerh yazılmıştır.
Tehzibü’l-esma ve’l-lugat: Kendisinin ve diğer bazı âlimlerin muhtelif kitaplarında geçen isimleri, lügat ve ıstılahları açıklamak üzere kaleme almıştır.
Nevevî en çok hadis ve fıkıh sahalarında eser vermiştir. Riyazü’s-salihîn’den başka Sahih-i Müslim’in en tanınmış, bugün dahi en çok istifade edilen şerhi olan el-Minhac bunlardan biridir. Bu eseri hayatının son iki senesinde kaleme almıştır.

Usul-i hadise dair İrşad ve et-Takrîb’i önemlidir. Sahih-i Buhari ve Sünen-i Ebi Davud üzerine şerhleri mevcuttur.

Riyazu’s Salihin (Salihlerin Bahçesi): İmam Nevevi’nin bu eseri halkımız arasında bilinen en meşhur eseridir. Riyazu’s Salihin olmayan ev neredeyse yok gibidir.
Riyâzu’s-Sâlihîn bir ahlâk ve adap kitabı olarak bir Müslümanın yol haritası niteliğindedir. Eserde 1800’den fazla hadis yer alır.Riyâzu’s-Sâlihîn’e aldığı hadislerin çoğunu ‘Kütüb-i Sitte’den almıştır.
Bunlardan başka 42’den fazla eseri vardır.

Vefatı

676 yılının 24. Receb Salı gecesi, kırk beş yaşında vefat etti. Köyü Neva’daki bir kabre gömüldü. İsteği üzerine, yıkık dökük bir mezarda yatıyor. Debdebeli bir mezarda olmayı uygun görmemişti.
Esed’in ve İşbirlikçilerinin Ehl-i Sünnet Düşmanlığı: İmam Nevevi’nin Kabri Bombalandı
Suriye’nin Neva şehri 1 dakikada 100’den fazla roketle vurulduğunda İmam Nevevi’nin kabride yıkıldı.

Hakkında Ne Söylediler?

Büyük Şafii âlimi Takıyyüddin es-Sübki Darü’l Hadis’te geceleyin ibadet ederken yanaklarını yere koyarmış. Oğlu Taceddin es-Sübki’nin anlattığına göre, neden böyle yaptığı kendisine sorulduğunda: “Belki yüzüm, Nevevî’nin ayak bastığı yere temas eder diye böyle yapıyorum” demiş.

İbni Kesir, Nevevi’nin Sahih-i Müslim’i şerh ettiği “el Minhac” kitabı hakkında “Benzeri bir kitap telif olunmamıştır” sözüyle övmüştür.

Şeyh Kutbuddîn el-Yûnînî, “İlim, vera, ibadet, azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanma hususunda zamanında tek idi.”

Şeyh b. Ferah, “İmam Nevevi üç mertebeyi elde etmişti. Birincisi İlim, ikincisi zühd ve üçüncüsü ise iyiliği emredip kötülükten alıkoymak.”

Nevevî (rahimehullah)’dan bir asır sonra yaşamış olan İmam Zehebî kendisi hakkında ‘hadis âlimlerinin efendisi’ diye bahseder.

Yine İmam Zehebi, “Hadis âlimlerinin efendisidir. Sahih hadisleri, zayıf ve uydurma rivayetlerden kolayca ayırırdı. İyiliği emir kötülüğü nehy etme hususunda benzeri yoktur, azla yetinip sade giyinen vakur ve heybetli bir kişi idi.”

Siyeru A’lami’n-Nübela adlı eserinde İmam ez-Zehebi, Nevevi’yi anlatırken şu hakikatlere yer vermektedir: “İlminin genişliği açısından benzeri olmayan bir insandı. Bununla birlikte tartışmayı güzel görmez, aşırı derecede araştırma onun hoşuna gitmezdi. Onunla mücadele eden insanlardan rahatsız olurdu. Dolayısıyla onlardan yüz çevirirdi.”

İmam Nevevî’nin talebelerinden fakih ve muhaddis İbni Ferah el-İşbîlî, onun üç önemli özelliği bulunduğunu söylemiş ve bir kimsede bu özelliklerden sadece biri bulunsa, insanlar ondan faydalanmak üzere, dünyanın dört bucağından kalkıp gelirler, demiştir. Bu üç özellik şunlardır: İlim ve görev sorumluluğu, dünyaya ve dünya menfaatlerine değer vermemek, emri bil-maruf ve nehyi anil-münker (iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak).

Takiyyüddin es-Sübkî, birgün bineğiyle giderken halktan yaşlı bir adama rastladı. Bu yaşlı zât, bir zamanlar Nevevî’yi gördüğünü söyleyince, Takiyyüddin es-Sübkî bineğinden inerek adamın elini öptü, duasını istedi. Sonra da “Nevevî’yi gören biri benim önümde yürürken ben hayvana binemem” diyerek onu terkisine aldı.

Merhum üstat Abdulfettah Ebu Gudde “el-Ulemau’l-Uzzab (Evlenmemiş Alimler)” adlı eserinde Nevevi’yi evlenmemiş alimler arasında zikretmektedir. Tacuddin es-Subki’nin Tabakatuş-Şafiiyyeti’l-Kübra adlı eserinden şu nakli yapmakta dır: “Yahya (rh. a.), hem seyyid hem de hasur idi. Yani hayatı boyunca evlenmemişti. Nefsine hakim bir aslan gibiydi. Öyle bir zahid idi ki, dini mamur olduğu zaman dünyanın harap olması onun umurunda değildi. Aşırı derecede kanaati, ehli sünnet ve’l-cemaatin selef alimlerine saygısı ve mutabaatı vardı. Hayrın her çeşidinde kararlıydı. Tek bir saatini bile taat ve ibadet dışında sarf etmezdi…”

İbnu Attar, onun hakkında şöyle der: “O Kur-an’ı çokça okuyan, Allahu Teala’yı çokça anan biriydi.”

Büyük âlimlerden el-Kutbu’l-Yununi de şöyle demektedir: “O çocukluğundan beri Kur’an’ı çok okuyan, çok zikreden, dünyadan yüz çevirerek ahirete yönelen bir insandı.”

İmam Suyuti, Nevevi’nin hayatı hakkında yazdığı el-Minhacu’s-Sevi fi Tercemeti’l-İmam Nevevi adlı eserinde şöyle der: “O, Şafii mezhebinin muharriri, muhezzibi, muhakkiki ve tertipleyicisidir. İlim ve ibadet açısından asrının imamıydı. Vera ve takva hususunda zamanının lideriydi… Alimlerin abidi. abidlerin de alimiydi. Muhakkiklerin zahidi, zahidlerin muhakkikiydi. Tabiinden sonra hiç bir kulak onun gibisini duymamış, hiç bir göz de onun makamına yaklaşanı görmemiştir. Hem gizli hem de aşikar Allah’ı murakabe ederek az bir zaman dahi Allah’ın emirlerini yerine getirmekten sapmamış, ömrünün bir tek saatini Mevla’sının taatı dışında harcamamıştır…»

Suyuti bütün bunları zikrettikten sonra: “Bütün -insanların güzel hasletlerini- tek bir insanda toplamak Allah’a hiç de zor değil” anlamındaki şiiri de eklemektedir.

İmanı es-Subki, Tabakat’ında özetle şunları söylemektedir: “O, şeyhtir, imamdır, şeyhu›l-islam›dır. Sonrakilerin üstadıdır. Ve sonradan gelenler için Allah’ın hüccetidir. Ne uyanık, ne rüyada hiç bir göz O’nun gibi zahit ve ondan daha fazla ümmeti Muhammed’in selefine ittiba eden ve onlara saygı duyan birini görmemiştir. Onun çok sayıda faydalı eserleri ve övülen menkıbeleri vardır. Kınamacıların kınamasından korkmadan hakkı dile getirmiş ve aslan kesilmiş hükümdarların huzurunda hakkı haykırmıştır. Ömrünün bir tek saatini taat dışında harcamamıştır.›› İbnu Kesir de: “Allame, mezhebin şeyhi ve zamanındaki fakihlerin büyüğü idi” diyor.

Büyük âlimlerden Muhammed Zerkeşî anlatır: “Nevevi’ye Kur’ân-ı kerîm öğreten zâta gittim. Ona tavsiyelerde bulundum ve “Bu çocuğun ileride zamanın en büyük âlimi ve dünyaya hiç gönül bağlamayan bir zâhid olacağını, bunun sebebiyle pek çok kimselerin hidayete, doğru yola kavuşacağını ümid ediyorum.” dedim. Bunun üzerine hocası bana; “Nereden biliyorsun, sen müneccim misin?” diye sordu. Ben de; “Hayır. Ancak Allahü Teâlâ beni böyle konuşturuyor. Konuşana değil, konuşturana ve söylenilene bak.” dedim. Bunu babasına da söyledim ki, iyi yetiştirsin.

Bu yazı toplam 166 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.