• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Aksaray 11 °C
  • Konya 8 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 7 °C

İnsana evladı vasıtasıyla ulaşmak!

Sait Çamlıca

Suça bulaşan, suç işlemeyi alışkanlık haline getiren, insan öldürürken tereddüt etmeyen insanların, yetişme süreçlerini anlamaya çalışıyordum.

Avrupa’da yaygın olan “seri katiller” ile ilgili yapılmış çalışmalar buldum. Seri cinayetler işlemiş, onlarca insanı gözünü kırpmadan öldürmüş, öldürmekten keyif alan insanlarla ilgili yapılan araştırmalar ilginç geldi bana. Bu yazımda konum olmamakla birlikte, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, hiç kimse katil olarak dünyaya gelmiyor. Allah katil insan yaratmıyor. Hepsinin yetişme sürecinde ilginç kırılmalar var. O insanların yetişme sürecinde etkisi olan insanların, bu vahşi ruhun oluşmasında az ya da çok payları var. En büyük sorumluluğun anne babalara düştüğünü ısrarla vurguluyorum. Çünkü çocuk ve şiddet konusu, bir devlet sorunu değil bir evlat sorundur.    

Seri katillerle ilgili kitap ve araştırma çalışmaları yapanlar, sadece cezaevlerinde yatan mahkumlarla görüşmeler yapmamış. Bu insanların anneleri, babaları, eşleri varsa çocuklarıyla da bazı görüşmeler yapmışlar. Meşhur seri katillerden birisinin eşiyle yapılan bir görüşmede söyledikleri ilgimi çekmişti. Seri katil olan eşi müebbet mahkum. Kadın, üç çocuk annesi… Kendisiyle yapılan görüşmenin bir yerinde aynen şunları söylüyor:

Herkes benim kocamın ne kadar cani ne kadar vahşi biri olduğunu söyleyip duruyor. Günlerce gazete ve televizyonlarda kocamın vahşi ve acımasız biri olduğuna dair haberler yayınlanıyor. Ben bu insanla 15 senedir evliyim. Evet, sinirli ve sert bir insan olduğunu kabul ediyorum. Ancak hem bana hem çocuklarına karşı çok merhametli bir insandı. Siz benim kocamın acımasız ve merhametsiz biri olduğunu yazıp duruyorsunuz ama, benim kocam, evlatlarının üstünü örtmek için her gece yatağından üç defa kalkan bir babaydı.

Bir seri katil, gözünü kırpmadan vahşi yöntemlerle birçok insan öldürmüş bir cani de olsa, konu evlatları olunca, şefkatli ve merhameti bir baba olarak karşımıza çıkabiliyor. Ben buna, cezaevi konferanslarımda defalarca şahit oldum. Hangi suçtan içerde yatarsa yatsın, hangi kötü alışkanlığa sahip olursa olsun, o insanlara evlatlarından bahsettiğiniz zaman, gözlerinin dolduğunu görüyorsunuz. Koca koca adamlar, hem de her ortamda ağır ağabeyliklerinden taviz vermeyen insanlara, “evlatlarınız için…” diye başlayan cümleler kurduğum zaman yumuşadıklarını defalarca gördüm.

İnsanoğlunun en zayıf noktası evladıdır. Bir insan ne kadar kötü, gaddar biri olursa olsun, konu “evladı” olunca yumuşar.  

Kız çocuklarına sahip çıkan emir…

“İnsana evladı vasıtasıyla ulaşmak” tabirini kullanmama sebep olan bakış açısını da bu ve benzeri bilgiler ve gözlemlerimden elde ettim. Sadece bu bilgiler değil beni bu bakış açısına getiren. Kur’an’ın iniş sürecini incelediğinizde, erken inen ayetler arasında “Hangi günahlarından dolayı kız çocuklarını diri gömüyorsunuz?” çıkışıyla “Kız çocuklarını diri diri gömmeyin!” emrini de görürsünüz.

Bu emrin önemini ve etkisini anlamak için öncelikle o günlerin sosyal ve psikolojik şartlarıyla ilgili bazı bilgileri hatırlamakta fayda var. Kız çocuk sahibi olmayı utanç kabul eden cahiliye toplumuna gönderilmiş bir Peygamberin ümmetiyiz. Hiçbir anne hiçbir baba, gönül rızası ile evladını öldürmek, evladını diri diri toprağa gömmek istemez. Ancak toplumsal ve kültürel baskı, insanın insanı değerlerini bile unutturabiliyor. İslam öncesi Mekke toplumu, kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyordu.

Bir anne veya baba düşünün, yıllarca önce evladını toprağa gömmüş. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, bir anne o evladının acısını / hasretini asla yüreğinden çıkartamaz. İşte böylesi bir atmosferde “Kız çocuklarınızı diri diri toprağa gömmeyin” emri geldi.

Bu emir toplumda ciddi bir dalgalanma meydana getirdi. İslam’a ve Peygamberimize düşman olan veya uzak durmaya çalışan insanların yüreklerinde bir yumuşama meydana geldi. Çağrı filminde, yanlış hatırlamıyorsam, Hz. Sümeyye’nin iman etme sürecinde bu duygu işleniyor. “Babam benden önce dünyaya gelen kız kardeşlerimi diri diri toprağa gömmüş. Ben dünyaya gelince, “Bu acıya bir kez daha dayanamam” düşüncesiyle beni toprağa gömmeye kıyamamış” diyor.  

Yaz kursları…

Her yaz dönemi çocuklar camilerin, derneklerin, özel eğitim kurumlarının düzenlemiş olduğu yaz kurslarına katılıyor. Aileler, kendileri için dünyanın en değerli varlığı olan evlatlarını camii ve derneklerde ki görevlilere emanet ediyor. Bu çocukların gönüllerini kazanarak, hayata bakış açılarını yönlendirerek ailelere ulaşmak gibi bir imkanı, gözden kaçırmamak gerek.

Daha da önemlisi, her çocuk, bu ülkenin ve insanlığın geleceğidir. Yaz kurslarında görev alan eğitim sorumluları bu gerçeğin bilinciyle hareket etmeli. Bir toplumsal dönüşümde en önemli araçlardan birisi de çocuklardır.

İnsana, aileye, mahalleye, yaşadığınız şehre, ülkenize ve dünyaya söyleyecek sözü olanlar, insanlığa evlatları vasıtasıyla ulaşamazsanız, başka yönetmelerle başarı şansınız çok azdır.

Bu yazı toplam 1146 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.