• BIST 91.801
  • Altın 214,529
  • Dolar 5,3608
  • Euro 6,0653
  • Aksaray 4 °C
  • Konya 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

İslâm’da Dünya-Ahiret Dengesi ve Seküler Çağda İnsanın Kendine Yabancıla

Ömer Lütfi Ersöz

     Tüm Eğitim Yardımlaşma Araştırma Deneği (TEYAD) Yönetim kurulu kararı gereği olarak her Cuma akşamı dernek binası salonunda Basın-Yayın Halkla İlişkiler, Sosyal Medya Komisyon Başkanı olarak Cuma Sohbetlerini düzenli olarak düzenlemekteyiz. Bu güne kadar birbirinden değerli alanında uzman kardeşimizi dinleme imkânına sahip olduk. Destek veren, katılan bütün kardeşlerimize kalb-i şükranlarımızı sunarız. Rabbimiz, razı olsun. Cuma sohbetlerinde her hafta geleneksel hale gelen günün, konferansın konusu ile uyumlu olarak şiir ziyafetini sunmaktayım.  Geçen Cuma akşamı; Cuma sohbetlerinde, Cengiz Numanoğlu’ndan “Farkında mısın?” isimli şiirini okuduktan sonra NEÜ İlahiyat Fakültesi Kelam Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Coşkun “İslam’da Dünya- Ahiret Dengesi ve Seküler Çağda İnsanın Kendine Yabancılaşması” konusu üzerinde çok özlü bilgiler verdiler.

 

     Prof. Dr. İbrahim Coşkun, Dünya-ahiret dengesinin ne anlama geldiğini özet olarak şu şekilde açıkladı: “Dünya–ahiret dengesi ahiret gerçeğini unutmadan yaşamaktır, Allah’tan gelip Allah’a dönüleceğine inanan insanlar için dünya hayatı, ebedi hayat olan ahiret hayatı için bir hazırlık yeridir. Sağlam bir ahiret inancı olmadan Dünya- Ahiret Dengesinin kurulamayacağı, onun için Mekke’de nazil olan surelerin ana konusunun Tevhid’e göre Allah’a iman ile birlikte ahirete iman olduğuna dikkat çekti. Konuşmasını şöyle sürdürdü: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ etiği Allah(c.c.), hem aşkındır, hem de içkindir. Yani Rahman ve rahim Allah, insana şah damarından daha yakındır. Bütün varlığın sahibidir. O dünya hayatında kendini unutmayanlara karşı ahirette rahimdir. Müşrikler böyle bir Allah inancını kabul etmek istemediler ve olanca güçleriyle Peygamberimize ve Ashabına karşı çıktılar. İslam nurunu doğmadan söndürmek için onları nice hakaret ve işkenceler yaptılar. Fakat Allah dinini tamamladı, Müslümanlar dünya-ahiret dengesini koruyan üstün İslam medeniyetini kurdular. Bu durum 16.yüzyıla kadar devam etti. Maalesef bu dönemden sonra farklı amiller sonucu bu denge bozulmaya başladı.

     Çağımızdaki dünyevileşmeden bahsetti ve modern çağdaki seküler anlayışın büyük ölçüde Kilise öğretisinin dünya ahiret dengesini bozmasından kaynaklandığını, Kilisenin gücünü kaybetmeye başlamasıyla birlikte Batı’nın seküler bir dünya görüşüne yöneldiğini söyledi. Sonra konuşmasına şöyle devam etti: Günümüzde Batı’nın öncülüğünü yaptığı seküler çağda insan Kendine Yabancılaşmıştır. Fransız düşünür Baudrillad’ın dediği gibi seküler çağda insan bütünlüğünü koruyamamıştır. Kendini kendine karşı kışkırtan, kötülüğe yönelten bir yapıya dönüşmüştür.

     Sekülerzmin böyle bir sonuç doğuracağını Kur’an ayetleriyle temellendirerek özellikle haşr suresinin 19. ayetine dikkat çekti. Bu ayette, Allah’ı unutanların esasen kendilerini nasıl unuttuklarını nasıl sıradan bir meta haline gelerek kendilerine yabancılaştıklarını ifade etti. Batı ülkeleri maddi bakımdan zenginleşti ama zenginlik huzur getirmedi. İnsanın maneviyatı yok sayıldı sadece hazlar nefsani arzular dikkate alındı. Sonuçta insan için vazgeçilmez değere sahip olan aile yapısı sarsıldı, kimi ülkelerde boşanma oranları esrar, eroin vb. zararlı alışkanlıklara müptela olanların oranı sürekli yükseldi ve yükselmeye devam ediyor. Kaliforniya  da doksanlı yıllarda yapılan bir araştırma sonucuna göre; İnsanların Maddî zevklerini karşılamasına rağmen mutlu olamadıklarını,  intihar olaylarının arttığını, Aile düzeninin paramparça olduğunu, %30-35 oranında kendini eşcinsel olarak gördüğünü, Maddiyatı arayan insanın bunalım içinde olduğunu,   hemcinslerine akla hayâle gelmeyecek davranışlarda bulunduğunu, Sekülerleşme sonucu Batı’da Uzakdoğu dinlerine yönelişin, insanlığa mutluluk getirmediği örneklerini ayrıntılı olarak ifade etti.

    Karl Marks’tan Nietzsche’ye Freud’da kadar pek çok batılı düşünürün dinlerin insanları yabancılaştırdığına dair iddialarının temelsiz iddialar olduğuna değindi. Konuşmasını bazı özeleştiriler yaparak sürdürdü ve İslam dünyasında dünya-ahiret dengesini yeniden kurulabilmesi için yapılması gerekenleri şöyle anlattı: Felsefe, kelam, tasavvuf ve fıkıh usulü İslam düşüncesinin farklı boyutlarıdır. Bu alandaki âlimler, İslam medeniyetine önemli katkılar sağladılar. Tasavvuf özellikle dünyevileşmeye karşı ahiret bilincini tuttu. Kalp tasfiyesi ve nefis tezkiyesini gerçekleştirmede önemli bir amil oldu. Kelam âlimleri de İslam inançlarını batıl inançlara karşı korudular. Fakat bu olumlu tablo Moğol istilaları ve haçlı seferleri sonrasında bozulmaya başladı. Çevre kültürlerin etkisiyle bazı tarikatlar dünyayı ihmal eden anlayışları savundu. Kelam alanında da sebep-sonuç ilişkisini yok sayan, tevekkül ve kader inancını tembelliğe kılıf edinen anlayışlar türedi. Kâtip Çelebi’nin ‘Mizanu’l-Hak’ adlı eserinde belirttiği gibi İslam coğrafyasının belli bölgelerinde aklı, düşünceyi küçümseyen selefi anlayışlar etkili oldu. Bütün bunlar dünya ahiret dengesini bozdu.

     Yeniden dünya-ahiret dengesinin kurulabilmesi için Kur’an ve sünneti asrın idrakine sunacak dirayetli âlimler yetiştirilmesinin gereğine dikkat çekti. Mehmet Akif ERSOY’un ‘Mütevekkil’ adlı şiirinden mısralar okuyarak konuşmasını tamamladı.”

Kadermiş” Öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru;
Belanı İstedin, Allah da verdi... Doğrusu bu.
‘Çalış’ dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun!..
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı O.
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu!
Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha?”

 

     Soru ve cevaplar sonrasında hediye takdimi ile program tamamlandı. Rabbimiz, dünya-ahiret dengesini kurup, içinde yaşadığımız çağda kendimize yabancılaşmadan İslâm’a göre hayat yaşamayı her birimize ikram eylesin! Sıhhat ve âfiyetler dilerim.

Bu yazı toplam 360 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.