• BIST 89.553
  • Altın 349,883
  • Dolar 6,7005
  • Euro 7,2349
  • Aksaray 1 °C
  • Konya -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 2 °C

Kadere İman Etmek-2

Hacı Ahmet Ünlü

Kainatta bulunan her şey, Allah Azze ve Celle’nin takdiri, istemesi, kaza ve kaderi ile cereyan eder. O’nun isteği olmadan hiçbir şey olmadığı gibi dilemesi olmadan da hiçbir şey vücuda gelmez. Ve hiçbir şey O’nun tasarrufunun dışına çıkamaz. Mevcuda gelen her şey onun ilmi, kudreti ve iradesiyle meydana gelmektedir. İmam İbn Hacer rahimehullah, şöyle demiştir: “Selefin tamamının mezhebi, bütün işlerin Allah Azze ve Celle’nin takdiriyle olduğu yönündedir [İbn Hacer, Fethu’l-Bârî: 11/478].

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

O, Allah ki her şeyi yaratıp ona mukadderatını takdir etti (Furkân Suresi Ayet 25/2).

Allah’ın emri, mutlaka yerine gelecek bir kaderdir (Ahzâb Suresi Ayet 33/38).

İmâm Ebû Hanîfe rahîmehullâh, şöyle demiştir: Allah her şeyi kaderi ve kazasına bağlamıştır. Dünyâ ve âhiret her şey onun dilemesi, ilmi, kaza ve kaderi ile olur Bir kimse hayır ve şerri Allah’u Teâlâ’dan başkasının takdir ettiğini iddia ederse, Allah’ı inkâr etmiş olur. Onun tevhîdi de bâtıl olur [el-Usûlu’l-Munîfe li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 109, 112.].

Şehid Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye rahimehullah ise şöyle demiştir: “Selefi salihin ve imamlar, kadere îmân, Allah’ın dilediği şeyin meydana geldiği, dilemediği şeyin meydana gelmediği, O’nun kulların fiilleri ve diğer şeyler de dâhil olmak üzere her şeyin yaratıcısı olduğu hususunda ve Allah’ın emrinin, nehyinin, vaadinin ve tehdidinin varlığı, emredilmiş bir şeyi terk etmekte ve yasaklanmış bir şeyi işlemekte hiç kimse lehine bir hüccet bulunmadığı hususunda hemfikir oldukları gibi Allah’ın hakim ve rahim, hakimlerin hakimi, merhametlilerin en merhametlisi olduğu konusunda da ittifak etmişlerdir Şehid Şeyh-ül İslam İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 8/466.

Kadere imanın ilim, kitabet, meşiet ve yaratmak olmak üzere dört mertebesi vardır. Bu mertebelere inanmayan kadere iman etmemiş demektir.

İlim: Allah Subhanehu ve Teala’nın olmuş ve olacak tüm şeyleri en ince ayrıntısına kadar kendisine gizli hiçbir tarafı kalmayacak şekilde bildiğine iman etmektir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

Muhakkak ki Allah, her şeyi ilmiyle ihata etmiştir (kuşatmıştır) (Talâk Suresi Ayet 65/12).

Şeyh Hafız bin Ahmed el-Hakemi rahimehullah ilim mertebesi hakkında şöyle demiştir: “Bu mertebe Allah’ın mevcut olan ve olmayan mümkün olan ve olmayan her şeyi kuşatan ilmine iman etmektir. O, geçmişte olanı, şimdi olanı, gelecekte olanı ve olmayan bir şeyin eğer olsaydı nasıl olacağını bilmiştir. Daha yaratmadan önce insanların neler yapacaklarını bilmiştir. Rızıklarını, ecellerini, hallerini, hareketli ve sakin bulundukları durumlardaki amellerini, şaki mi (bedbaht mı) said mi (mutlu mu) olacaklarını, hangilerinin cennetlik hangilerinin cehennemlik olduğunu, onları da, cenneti de cehennemi de daha yaratmadan önce bilmiştir. Bunların en küçüğünü de en büyüğünü de, çoğunu da azını da zahirini de batınını da gizlisini de açığını da başını da sonunu da bilmiştir. Bunların tamamı O’nun sıfatı olan ve Alim (her şeyi bilen), Habir (her şeyden haberdar olan) Alimu’l-gaybi ve’ş-şehâdeh (gaybı da görüneni de bilen), Allamu’l-guyûb (bütün gaybleri en iyi bilen) gibi isimlerinin muktezası olan ilmindendir. El-Hakemî, Meâricu’l-Kabûl: 3/920.

Kitapet/Yazmak: Allah Subhanehu ve Teala’nın kıyamet gününe kadar olacak her şeyi Levh-i Mahfuz’da yazdığına iman etmektir. Allah Subhânehu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

Şüphesiz biz, ölüleri biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini (yaptıklarını) ve eserlerini (bıraktıklarını) biz yazarız. Biz her şeyi, apaçık bir kitapta (levh-i mahfuz’da) sayıp yazmışızdır (Yasin Suresi Ayet 36/12).

Abdullâh bin Amr bin el-Âs radîyAllahu anhuma’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh (SAV)şöyle buyurmuştur:

Allah gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene önce -Arşı da şu üzerindeyken yaratılmışların mukadderatını yazdı (Müslim (2653); Tirmizî (2156).

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye rahimehullah bu mertebe hakkında şöyle demiştir: “Bu mertebe, Allah’u Teala’nın ezeli vasfı olan kadim ilmiyle mahlukatın ne yapacaklarını, itaatleri, isyanları, rızıkları ve ecelleri gibi her türlü hallerini önceden bildiğine sonrada mahlukatın kaderlerini levh-i mahfuza yazdığına iman etmektir. Şehid Şeyh-ül İslam İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetava: 3/148-149.

Meşiet/İrade: Allah Subhanehu ve Teala’nın dilediğini dilediği gibi yaptığına iman etmektir. Allah Subhanehu Teala, şöyle buyurmaktadır:

O, her dilediğini mutlaka yapandır (Buruc Suresi Ayet 85/16).

Yaratma: Allah ilmiyle bildiği, kitabesiyle yazdığı ve meşietiyle olmasını dilediği şeyi takdir ettiği gibi yaratmasına îmân etmektir. Allah Subhanehu Teala şöyle buyurmaktadır:

“Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerinde vekildir” (Zumer: 39/62).

Huzeyfe bin Yeman radiyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (SAV)şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allah, her iş yapanı ve yaptığı işi yaratandır.” [(SAHÎH HADÎS:) Hakim (84); Buhârî (Hâlku Efâli’l-İbâd: 117)…]

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye rahimehullah, şöyle demiştir: “Bu mertebe Allah’ın dilediğinin olduğuna dilemediğinin olmadığına, göklerde ve yerde bütün hareket ve hareketsizliğin ancak O’nun iradesiyle meydana geldiğine, O’nun mülkünde O istemedikçe hiçbir şeyin olmayacağına, var olan ve olmayan her şeye O’nun gücünün yeteceğine; yerde ve gökte ne varsa hepsinin yaratıcısının O olduğuna; O’ndan başka yaratıcı ve Rabb olmadığına iman etmektir” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 3/148-149.]

Kader, Allah’u Teala’nın yarattıklarından gizlediği bir sırrıdır. Nitekim İmam Tahâvî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Kader asıl itibariyle Allah’u Teala’nın mahlûkatı hakkında bir sırrıdır. Buna ne mukarreb bir melek, ne mürsel bir nebî muttali olmuştur. Bu hususta derinliğe dalmak ve üzerinde çokça düşünmek, ilâhî yardımdan uzak kalmaya götüren bir yol, mahrumiyete götüren bir merdiven, tugyana çıkaran bir basamaktır. Bu husustaki kıyâs, düşünce ve vesveselerden alabildiğine sakınmak gerekir. Çünkü Allah’u Teâlâ, kader ilmini mahlûkatına karşı kapalı tutmuştur. Onun hakkında tartışmayı da yasaklamıştır.” [Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviyye: 1/320.]

Kâinattaki her şeyin hakîkatini ve akîbetini Allah’u Teâlâ’dan başka hiçbir kimse bilemez. Kimin nerede kimden doğacağı ve nasıl öleceği, hastalığı ve sağlığı, geçiminin dar veya geniş olması, mü’min veya kâfir olması… hep Allah Tebâreke ve Teala’nın kaderi ve kazasıyladır. Bu sebeble kader hakkında tevhîd için gerekli olandan başka uzun uzadığı düşünmek ve konuşmak yasaklanmıştır. Allah (CC), şöyle buyurmaktadır:

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur (İsra Suresi Ayet 17/36)

İbn Mes’ud radiyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (SAV)şöyle buyurmuştur: Kader zikredildiğinde (hakkında konuşulmaya başlandığında) onun hakkında konuşmayın.” Taberanî (el-Kebir: 10448); Lalekâi (210).

Bu yazı toplam 231 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.