• BIST 107.700
  • Altın 144,091
  • Dolar 3,5280
  • Euro 4,1445
  • Aksaray 30 °C
  • Konya 29 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 23 °C

Kız Kaçırma

Fatih Uslu

Mesut daha askerliğini yapmadan Zeynep’e aşkını duyurmuş, ortak arkadaşları aracılığıyla:

“Hele askerliğini bir yapsın.” cevabını almıştı.

O, askerliğini Kırklareli’de piyade olarak yapmıştı.

Askerlik biter bitmez aklında bir mandal gibi takılı duran bu takıntıyı ortadan kaldırmak istemişti. Orta Toroslarda, “kız kaçırma” gelenektendi. Hem Mesut’un babası, hem de Zeynep’in babası annelerini kaçırmışlardı. Zeynep kaçma yoluyla evliliğe sıcak bakmıyor, allı duvaklı bir düğün istiyordu. Mesut, kızı istemeye bile gerek görmeden, dahası kıza gönlü olup olmadığını bile sormadan üç beş zorba arkadaşıyla beraber, kar maskelerini takıp kara çadıra çöreklenmişlerdi. Kızın babasının sabahleyin salı pazarına peynir satmaya gittiğinin, peyniri satınca kazancından biraz erzak alacağının ve dolayısıyla da kızın evde yalnız kalacağının haberini çoktan almışlardı. Biçare kız ve yeni yetme bir oğlan çocuğunu etkisiz hale getiren Mesut ve arkadaşları, kızı sürükleyerek götürmeye çalışıyorlar, fakat beklemedikleri bir mukavemet gösteren Zeynep ve küçük kardeşi Halil, beş kişilik gözü dönmüş bir gruba karşı koymaya çalışıyordu. Bu arada bağırış, çağırışlardan şüphelenen komşu çobanı havaya bir el ateş etmiş ve “Kaçmayın ulan, geliyorum!” diye bir nara atıp korkutmak istemişti. Gara Mehmet adındaki komşu çobanın blöfü işe yaramış, sarp bir bölgeye giderek yolunu şaşıran zorbaların ümidini kırmıştı. Ekipten birkaçı yaptıkları işin doğruluğu konusunda tereddüt yaşıyordu zaten. Kızı bırakıp kaçmaya başlamışlardı.

Çok geçmeden kan revan içindeki kızın ve elleri kolları kapüşonun ipiyle bağlanmış oğlan çocuğunun imdadına yetişmişler, anası alnındaki çekisini yenilemiş, uzun süre ağıt yakmıştı. Kız babası akşamleyin elli kilometrelik yoldan dönüp daha eşeğinin palanını çıkarmadan sezinlemişti evde olup biteni. Çadırda ardıç ağacının kökü ateşe vurulmuş, uzun sürecek bir oba toplantısı yapılacaktı. Nitekim kız babası gün ağarmadan tekrar bir gün öncesinde pazar için gittiği yere doğru, bu kez asabı bozuk, kafası karışık bir şekilde olayı jandarmaya bildirmek üzere yola koyulmuştu.

Kız kaçırmak için yüzünü gözünü odun kömürüyle boyayan grup, önce ilk karşılaştıkları kar suyunda ellerini yüzlerini güzelce yıkayıp, kızın mukavemetinin bu denli çetin oluşunu ve kızı kaçıramadan geri dönüşlerini konuşurlarken, aralarında büyük tartışmalar yaşanmış ve jandarma korkusundan altı ay kaçak yaşamışlardı.

Olay mahkemeye intikal etmiş, fakat akrabalar arasında büyük olaylar yaşanmasın diye kız tarafı dilekçesini geri çekmişti.

Aradan üç yıl geçmiş ve Mesut bu kez farklı bir kızla kaçmak istemişti. Kız gönüllüydü ve anasının rızası vardı. Baba daha önce yaşanan bazı olaylardan dolayı biraz karşı çıksa da kaçmalarına bir nebze razı gibiydi. Zaten düğün yapmaya kalksa beş kuruşu da yoktu adamcağızın. Hem sonra, “Mesut kötü bir insan değil özünde; üstelik namaza niyaza başladığı da kadınlar arasında konuşuluyor.” diye hanım tarafından da bir telkin vardı.

Bir kış günü hava hafiften çiseliyor, seyrek açan güneşin yerini hemen birbirlerini kovalayan bulutlar alıyordu. İlkokul beşe gidiyordum. Dere yatağı taşmış ve okula gidememiştim o gün.

Ağabeyimle birlikte davarlarımızı güderken bir yandan da kuzugöbeği topluyorduk. Yere yatmış çürük bir kütüğün altında çıkan mantarın büyüklüğüne çok şaşırmıştık o gün. Oradan mahallenin altındaki kapanları kontrol etmek üzere sürüden biraz uzaklaştık. Kurduğumuz onlarca kapanı tek tek dolaşıp, eğer küpen kapan varsa, büyük bir heyecan içinde ellerimizle yalakları yokluyorduk. Kapanların biriyle, kocaman bir karatavuk tutmuştuk. Kıbleye dönüp, besmele çekerek başını kestikten sonra, onu azık torbasına attık.

O anda, bir hışırtı sesi duyuldu. Baktık ki, kesme ağacının yanında Gülsüm Abla var. Selam verdik. Mahalleden tanıdığımızdı. Kardeşi Mahmut’la beraber okumuştuk. O gün onu, bir elinde tahra bir elinde kıl iple görmüştük. Bize:

“Evde ekdi birkaç mal var, onlara dal kesmeye gidiyorum.” dedi.

Tatmin olmamıştık.

“Bu havada ne dal kesmesi?” diye düşündük.

Davranışları şüphelerimizi daha da artırdı. Hiçbir şey çakmamış gibi davranarak, “Haydi sana kolay gelsin.” deyip oradan uzaklaşmış gibi yaptık; ama susanın altına siper olup ne olup biteceğini izlemeye koyulduk.

Uzaktan bir patlak egzoz sesi duyuldu, ardından bir Hacı Murat araba belirdi, yanaşıp durdu. Daha önceden kızı kürüyüp de kaçıramayan Mesut, bu kez işi sağlama almıştı. Ormanın arasından birkaç kişi bir anda kızın üzerine atlamış ve zaten gönüllü olan kızı Hacı Murat’a atmışlardı.

Gerisinde büyük bir egsoz duman bırakarak, iniş aşağıya eğilen arabanın arkasından bakıp:

“Vay beee! Demek kız kaçırma dedikleri şey buymuş!” dedik.

Bu yazı toplam 1489 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.