• BIST 89.553
  • Altın 349,883
  • Dolar 6,7005
  • Euro 7,2349
  • Aksaray 12 °C
  • Konya 11 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 11 °C

Kötü Ahlakın Cezası!

Hacı Ahmet Ünlü

Güzel ahlâkın birçok fazileti olduğu gibi kötü ahlâkın da birçok cezası vardır. Bir şeyin cezasını bilmek, kişiyi ona bulaşmaktan koruduğu gibi, şayet varsa kendisinde olan vasıflarından da kurtulmasını sağlar. Bu bakımdan onu bilmek çok önemlidir.

Şimdi burada Allah’ın izni ile kötü ahlâka ne gibi cezalar terettüp ettiğini zikretmeye çalışacağız.

Âlimlerimizin beyanına göre kötü ahlâkın dört türlü cezası vardır. Bunlardan ilki İlahî cezadır. İkincisi hukukî cezadır. Üçüncüsü vicdanî cezadır. Dördüncüsü de toplumsal cezadır.

Yani bir insan, kötü ahlâka taalluk eden bir amel işlediğinde bazen bizzat Allah tarafından maddî veya manevî bir takım musibetlerle cezalandırılırken bazen de Allah’ın kanunen koyduğu ukubetlerle cezalandırılır. Kimi zaman Allah tarafından herhangi bir musibet veya kanunî bir ceza olmaz; ama bu sefer kişi vicdanen rahat edemediği için ıstırap çeker. Bu da ayrı bir cezadır. Kimi zaman da ahlaksızlığa toplum ceza verir.

Tüm bunlar ahlâka muhalif olan tutum ve davranışların farklı cezalarıdır. Şimdi burada kısaca da olsa, ahlâksızlığın kötülüğüne daha etkin bir şekilde dikkat çekebilmek ve çok daha yoğun bir şekilde nefislerimizi bundan sakındırmak için bu cezaları maddeler halinde ele alalım:

a) Kötü Ahlâkın İlahî Cezası

Kötü ahlâk kapsamına giren bazı günahlar vardır ki, kişi onlardan herhangi birisini işlediğinde bizzat Allah tarafından maddî veya manevî bir takım musibetlerle cezalandırılır. Bu ceza, bazen dünyada olabileceği gibi bazen de âhirete bırakılır. Ama her halükarda bu suç Allah tarafından cezalandırılmayı gerektirir. Mesela buna şu ayetleri örnek verebiliriz: Rabbimiz buyurur ki:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ …وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا

“Ey iman edenler! Mallarınızı, haksız 'nedenler ve yollarla' yemeyin. Ve birbirinizi öldürmeyin (…) Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe sokarız

 (4/Nisa Suresi Ayet 29, 30)

Burada insanların mallarını meşru olmayan yollarla kendi hesabına geçiren veya herhangi bir vesileyle onları yiyenlerin, Kıyamet günü mutlaka[4] ateşe girecekleri ifade edilmektedir. İşte bu, bu ahlâksızlığa verilen İlahî bir cezadır.

Yine Rabbimiz şöyle buyurur:

وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آَخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا  يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا

“O müminler, Allah ile birlikte başka bir ilaha dua etmezler. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa ağır bir cezayla karşılaşır. Kıyamet gününde azap ona kat kat artırılır ve orada alçaltılarak temelli kalır. (25/Furkan Suresi Ayet  68, 69)

Burada da adam öldürme ve zina gibi ahlâka muğayir bazı filleri işleyenlerin, Kıyamet gününde ağır bir cezaya çarptırılacakları haber verilmektedir. İşte bu da ahlâksızlığın Allah tarafından cezalandırılacağının bir delilidir.

Bazen İlahî cezalandırma âhiretten önce daha dünyada iken geliverir. Lut aleyhisselam ile Şuayb aleyhisselam’ın kavimlerinin helaki bunun en güzel örneklerindendir. Onlardan kimisi ölçü ve tartıda hile yaparak ahlâksızlığa düşmüşken, kimisi de nefsî ihtiyaçlarını hemcinslerinde giderme ahlâksızlığına bulaşmıştı. Neticede her iki kavim de küfürlerinin yanı sıra bu ahlâksızlıkları nedeniyle âhiretten önce daha dünyada iken İlahî cezaya çarptırılarak helak edildiler.

Bu alanların dışında da İlahî cezanın tecelli ettiği yerler vardır.

b) Kötü Ahlâkın Hukukî Cezası

Kötü ahlâk kapsamına giren bazı günahların cezası kanunîdir. İslam şeriatı tarafından o suça belirli bir müeyyide uygulanmış ve bu sûretle kendisinden sakındırılmaya çalışılmıştır.

Kanunî cezalar İslam’da ikiye ayrılmıştır:

1- Had Cezaları. Bunlar bizatihi âyet ve hadislerle tespit edilmiş, sınırları Kur'ân ve Sünnetle açık seçik belirtilmiş cezalardır.

2- Ta‘zir Cezaları. Bunlar da hakkında herhangi bir cezayı gerektiren nass olmayan; lakin toplumun düzenini sağlamak için işleyenlerine karşı İslam yargıçlarının inisiyatifine bırakılmış cezalardır.

Hadlere örnek olarak hırsızlığın ve zinanın cezasını zikredebiliriz.

Hırsızlığın Cezası. Rabbimiz şöyle buyurur:

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Hırsız erkek ve hırsız kadının, kazandıkları (kötülüğün) karşılığı ve Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (5/Maide Suresi Ayet  38)

Zinanın Cezası. Rabbimiz şöyle buyurur:

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

“Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın kanununu (uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.

 (24/Nur Suresi Ayet  2)

Tabii ki âyette zikredilen celde cezası bekâr olanlar için geçerlidir. Evliler için İslam şeriatında belirlenen ceza “recm”dir.

Bunların haricinde de Kur'ân ve Sünnette birçok had cezası vardır.

Ta‘zir cezalarına da; hapse atmayı, taş kırdırmayı ve sürgün etmeyi örnek verebiliriz. Had cezası belirlenmemiş kimi suçları işleyen kişileri, ıslah etmek amacıyla, bazı şartlar çerçevesinde İslam yargıçları cezalandırabilir. Bu cezalandırmaya “ta‘zir cezası” denir.

İşte, bazı ahlâksızlıkları işleyenlere, ahlâksızlıklarının nevine göre hukukî cezalar uygulanır. Bu da ahlâksızlığa verilen kanunî veya hukukî cezadır.

c) Kötü Ahlâkın Vicdanî Cezası

Kötü ahlâk kapsamına giren bazı günahlar da vardır ki, kişi onlardan birisini işlediğinde ya ispat edilememesinden kaynaklı olarak ya da başka başka nedenlerle herhangi hukuksal bir cezaya maruz kalmaz. Ama bu durumda eğer imanı kalbinde yer etmiş, Rabbi ile bağını koparmamış ve kalbi manen ölmemiş birisi ise vicdanen rahat edemez. Cezası âhirete kalacağı için uykuları kaçar, içi içini yer. Bu durumda bir an önce bu suçun gönlü tırmalayan sorumluluğundan kurtulmayı arzular. Ya gelip İslam mahkemesine suçunu itiraf ederek hakkında belirlenmiş cezasını çekmek ister ya da cezadan kendisini kurtaracak müeyyide neyse ona başvurur.

İşin aslı bu da günah için büyük bir cezadır. Hatta psikolojik ve manevî cezalar, bazen maddî cezalardan daha etkili olurlar.

Asr-ı Saadet devrinde, işlemiş olduğu bazı ahlâk dışı suçlar nedeniyle vicdanen rahat edemeyen, ama imanının güçlü olması nedeniyle mutlaka bu cezanın yükünden kurtulmayı arzulayan birçok insan vardı. Bu insanlar, hukukî anlamda cezadan kurtulmuş olsalar da vicdanen kendilerini suçlu hissetmişler ve bu suçlarla Rablerinin huzuruna gitmeye hayâ ettikleri için arınmayı tercih etmişlerdir. Biz burada bunlardan sadece iki tanesini zikredeceğiz.

1- Mâiz radıyallahu anh’ın Olayı

Sahabeden Mâiz b. Mâlik isminde bir zat vardı. Bu zat nefsine uyarak zina etti ve bu günahına kimse şahit olmadığı için herhangi bir ceza ile karşı karşıya kalmadı. Ama o, imanın verdiği güç ile bu yaptığının sorumluluğu üzerinde olarak Allah katına gitmek istemiyordu. Bu nedenle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:

Ey Allah’ın Rasûlü! Beni temizlesene, dedi.

Bunu duyan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ortada bir sıkıntının olduğunu anlayarak açığa çıkmamış olayı deşifre etmemek için

Yazık sana! Çık git de Allah’a tövbe ve istiğfar et, buyurdu.

Mâiz radıyallahu anh ise mutlaka arınması ve vicdanen bu suçun ağırlığından kurtulması gerektiğine inanıyordu. Pek uzaklaşmadan geri döndü ve tekrar:

Ey Allah’ın Rasûlü! Beni temizlesene, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aynı sözlerle üç defa daha onu geri gönderdi. Ama dördüncü ikrarında:

Seni hangi konuda temizleyeyim, diye sordu.

Mâiz:

Zinadan, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem etrafındakilere:

Bunda herhangi bir akıl hastalığı var mı, diye sordu.

Böyle bir rahatsızlığı olmadığını söylediler.

Şarap içmiş olabilir mi, diye sordu.

Birisi kalkıp içki kontrolü yaptı. Onda şarap kokusu tespit edemedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olayı teyit etmek için tekrar:

Sen zina ettin mi, diye sordu.

Mâiz radıyallahu anh tekrar:

Evet, cevabını verdi.

Artık ikrarın gerçekleşmesinden sonra işin kesinliğinden emin olunca emir buyurdular ve Mâiz radıyallahu anh recmedildi.

Recimden sonra onun hakkında sahabîler iki kısma ayrıldılar. Bir gurup Mâiz’in helâk olduğunu, başka bir grup ise onun en faziletli tövbeyi yaptığını söylediler. Bu farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yanlarına gelen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Mâiz b. Mâlik için dua edin, buyurdu.

Allah Mâiz’e mağfiret eylesin, dediler.

Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Mâiz öyle bir tövbe etti ki, bu tövbe bir ümmet arasında paylaştırılırsa onlara yeterdi.”[5]

2-Gamidiye’li Kadının Olayı

Mâiz radıyallahu anh’ın recmedilmesinden kısa bir süre sonra Ezd Kabilesi’nin “Gâmid” kolundan bir kadın geldi ve tıpkı Mâiz gibi:

Ey Allah’ın elçisi! Beni temizle, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadına:

Yazıklar olsun sana! Çık, git, Allah’a tövbe ve istiğfar et, buyurdu.

Kadın:

Beni, Mâiz’i çevirdiğin gibi geri çevirmek (mi) istiyorsun? Oysa ben hamileyim, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadına:

Sana ne oldu, diye sordu.

Kadın kendisinin zina ettiğini ve bunun neticesinde gebe kaldığını söyledi.

Bunun üzerine:

Sen mi, buyurdu.

Kadın:

Evet, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Şu halde doğuruncaya kadar git, buyurdu.

Kadın gitti. Onun geçimini bu süre zarfında Ensar’dan bir kişi üstlendi. Daha sonra bu kişi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:

Gâmid’li kadın doğurdu, dedi.

Çocuğun bakımını Ensar’dan birisi üzerine aldı ve kadın recmedildi.[6]

Bu iki hadiste de günah işleyen insanların manen rahat edemedikleri ve kendilerini vicdanen cezalandırdıkları görülmektedir. Bu da ahlâksızlığın manevî bir cezasıdır.

d) Kötü Ahlâkın Toplumsal Cezası

Bazı suçlar vardır ki, onların cezası sadece vicdani veya hukukî alanla sınırlı kalmaz. Bazen başka açılardan da cezalandırılır. Mesela eli kesilen birisinin herkes “hırsız” olduğunu bilir ve bu nedenle sonraki süreçte hiç kimse değerli eşyalarını ve emanetlerini ona teslim etmek istemez. Yine zina cezası olarak celde yiyen birisine kimse kız vermeyi arzulamadığı gibi, namuslarını da teslim etmez.

Bunlar, ahlâka muhalif olan bazı suçların toplum tarafından cezalandırılmasının örnekleridir. Bunun gibi daha nice toplumsal tavırlar, cezalandırmalar ve yaptırımlar söz konusudur. Bundan dolayı bir insan kötü ahlâkın tezahürü olan bir suç işleyeceğinde durup “acaba bu suç beni hangi cezaya duçar eyleyecek; İlahî cezaya mı, kanunî cezaya mı, vicdanî cezaya mı yoksa toplumsal cezaya mı?” diye uzun uzun düşünmesi gerekir. Bu ön muhasebe, Allah’ın izni ile insanı suç işlemekten ciddi manada muhafaza eder. İşte bir insanın bunları bilmesi bu bakımdan çok önemli ve gereklidir. Ahlâksız fiilleri işleyenler, genel itibariyle bu cezaların muhasebesini yapmadıkları için suça bulaşırlar. O nedenle, suça bulaşmamak için cezasını düşünmek caydırıcılık açısından son derece mühimdir.

Rabbim hepimizin ahlâkını güzelleştirsin ve bunun neticesinde büyük ödüllere hak kazanmaya bizleri muvaffak kıldığı gibi, kötü ahlâktan koruyarak korkunç neticelerinden de muhafaza buyursun. (Allahumme âmin)

Ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-âlemîn

[1]“Sıdk” vasfı, yani bir kulun sadakat ehli olması, ahlâkın en önemli konularından birisidir. Görüldüğü üzere burada mükâfat direkt ahlâka değil, onun fer‘î bir konusu olan “sadakate” verilmektedir. Yani bir detayı üzerinden dolaylı olarak ahlâk ödüllendirilmektedir.

[2] Bu ayetin farklı bir boyutu daha vardır. Buna göre âyet, sadece Allah’ın iyiliğe iyilikle karşılık vereceğini değil, bizim de iyiliklere misli ile karşılık vermemiz gerektiğini ifade etmektedir. Yani âyet, hem Rabbimize hem de biz kullarına dönük iki boyutu ele almaktadır.

[3] Bilindiği üzere Allah’ın sevip razı olduğu her amel insanın kulluğu kapsamındadır. Tuvalete girmesinden yemek yemesine, uykusundan eşi ile beraber olmasına, namazından diğer ibadetlerine varıncaya kadar yaptığı her şey onun kulluğudur ve ihsan makamına erişebilmek için bunları en güzel şekilde yapmakla mükelleftir.

[4] Bundan bağışlanma ve affedilme halini istisna etmek gerekir. Kişi dünyada böyle bir suç işlemesine rağmen bağışlanma ve af sebeplerinden birisine muhatap olması durumunda bu cezadan kurtulabilir. Ama ortada affı gerektirecek herhangi bir sebep olmazsa, bu ceza kaçınılmazdır.

[5] Buhâri, Müslim, Ebu Dâvûd ve Dârakutnî rivayet etmiştir. Hadis farklı rivayetleri bir araya getirerek verilmiştir.

[6] Müslim, İmam Ahmed, Beyhakî ve Darimî rivayet etmiştir. Hadis farklı rivayetleri bir araya getirerek ve özet olarak verilmiştir.

Bu yazı toplam 488 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.