• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • Aksaray 8 °C
  • Konya -2 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 2 °C

SAÇMA SIKILAN KAPÜŞON

Fatih Uslu

 

Sürümüzün bekçileri Aslan, Gosdak ve Duman adındaki kangal cinsi köpeklerimdi. Köpeklerin eğitimi çok iyiydi. Anlayacağınız, diğer çobanların köpeklerini boğmakta mahirlerdi. Çobanların en büyük gurur kaynakları köpekleridir. Bu yüzden, ben de onların başarılarıyla gururlanıyordum.

Sonbaharın soğuğunu çok iyi hissettirdiği aylardan Eylül ve yıl 1984’tü. Soğuk bir sabah vakti oğlak gütmek için erken kalkmam gerekiyordu. Gün doğmadan doğmak için acele etmek zorundaydım.

Kalktım, giyindim.   

Hava o kadar soğuktu ki, zangır zangır titriyordum.

Kulağımı hissedemiyor, onu bir şeylerle kapatmak istiyordum.

Ala çuvalı, oturgun çuvalı, sitille çadırın birleştiği ölü noktaları yokladım; fakat kafama giyecek bir şey bulamadım.

Oba komşularından ateş almak, öksü getirmek, süt değişiği yapmak imeceleşmek yaygın olduğundan aklıma Hasan Ali dayımın kapüşonu gelmişti. Birbirine zıt yaratılmış bir çift olan yengemle dayımın hanesi, bize en yakın çadırdı. Koşarak yengeme vardım ve kulağımı örtecek bir şey vermesini istedim.

Ala fes verse fit olacaktım ki, tuttu bana dayımın yeni alıp da giymeye kıyamadığı yeşil gocuğunun kapüşonunu verdi.

Çok sevinmiştim. Kapüşonu kulağıma geçirince, sabah rüzgârının sesi kesilmişti adeta.

Sımsıcaktı, içi deve yününden yapılmış olmalıydı.

Birkaç saat oğlak gütme merasiminden sonra hava ısınmış ve kapüşona ihyacım kalmamıştı. Kapüşonun kulakçıklarındaki ipi başımın üzerine bağlayıp, şapka haline getirmiştim onu.

Obaya dönüş vakti gelmiş, diğer çobanlar Halil ve Hasan Ali dayım, amca oğlanları Âdem ve diğer komşu Hasan’la buluşup çadırlara dönüyorduk. Dayılarım ve diğer komşu çobanlarıyla yaş olarak birbirimize yakın olmamızdan dolayı, samimi şakalar yapabiliyorduk. “Muhabbet gırla” diye tabir edilen, sıkı bir sohbet ortamımız ve laf yarışımız vardı.

Hasan Ali dayımın filinte adında tüfek bozması, tabanca varimsi bir silahı vardı.

Hepimiz o silaha hastaydık; ama o hiç kimseye silahını vermez, bir el olsun ateş ettirmezdi.

Komşu Hasan o gün yine o silahı istemiş ve dayım doğasında var olan muzipliği gereği önce nazlanmış, fakat daha sonra sadece bir el ateş etmek şartıyla vermişti.

Çok şaşırmıştık.

Hasan “Havaya bir şeyler atın da ona sıkayım.” deyince, muzipliği yine üzerinde olan Hasan Ali dayım kafamdaki kapüşonu kapıp amcaoğlu Âdem’e verdi ve onu havaya atmasını söyledi.

Âdem bana doğru baktı, yüz ifademden kızmadığımı anlayınca havaya fırlattı.

Hasan da tetiğe dokundu. Kabzeli tüfeğin saçmasından bir tane bile boşa gitmemişti desem abartı sayılmaz.

Kapüşonun içindeki devetüyleri kurtçuk gibi bir şekil almış ve dışarıya fırlamıştı. Alıp başıma geçirdim hemen.

Herkes gülmekten bayılıyor, kapüşonun kendisinin olduğundan bihaber Hasan Ali dayım daha bir keyifli gülüyordu.

İşin ilginç yanı, ben de gülüyordum.

Bu yazı toplam 1091 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Fark | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.