Çöl deyip geçme!

Çöl deyip geçme!
Medyaline haber sitesi yazarı Prof. Dr. Sedat Cereci bir sinemacı gözü ile Konya Karapınar'ı yazdı işte o yazı.

         Medyaline

 

Anadolu insanının sıcak yüreği ve duru karakteri, kiliminden mimarisine, kaşığından sinisine, cepkeninden yorganına, tezgahından küfesine kadar Anadolu’nun her köşesinden yansımakta, Anadolu’nun kapılarından giren herkes bir düş dünyasının somut gerçekliğine adım attığını düşünmektedir.   

Bir kum deniziyken doğru politikalarla bir orman denizine doğru dönüşen Konya'nın Karapınar ilçesi, Türk sinemasında çöl sahnelerinin çekildiği tek mekan olarak da bilinmektedir. Ferdi Tayfur filmlerinde asıl oğlanın elinden kolundan bağlanarak çöl güneşinin kavurucu sıcaklığına terkedildiği, Tosun Paşa filminde Seferoğlu ve Tellioğlu ailelerinin bir türlü paylaşamadığı Yeşil Vadi'nin çevresini kuşatan çöl ortamının bulunduğu Karapınar, çölden daha sıcak insanlarıyla, 21. yüzyılda da yaşattığı Türkmen gelenekleriyle ve çağdaş yaşama ayak uyduran ilerici görüşüyle halen pekçok film için platonun kurulabileceği bulunmaz bir yöre niteliği taşımaktadır.

Başarılı ve etkili sinemanın temelini oluşturan nitelikli senaryolar için konu aramanın çocuk oyuncağına dönüşebileceği Karapınar'da, her mahallede potansiyel bir senaryonun provası yapılmakta, gerçeği yaşanmaktadır. Artık dünyada pek çok toplumda yoğun biçimde özlenen sıcak aile ilişkileri, hareketli bir çarşı ortamı, başka yörelerde çoğu koruma altına alınmış esnaf ve zanaatkar sesleri, Sultan Selim'in Mimar Sinan'ın imzalarını taşıyan tarihi birikim ve doğa müzesinin en görkemli parçalarından biri olan Meke Krater Gölü doğal setler içinde yaşayan hazır temelleri oluşturmaktadır.

İlçelerine adı duyulmuş bir kişinin gelmesini bekleyen duru yürekli insanlar, küçücük bir yatırımla sevinç delisine dönen heyecanlı gençler, kendilerini anlatan bir filmde gönüllü olarak oynamaya hazır figüranlar olarak beklemektedir. Anadolu insanının, politik kaygılardan, çıkar hesaplarından, sinsice entrikalardan nasiplenmemiş sıcacık insanlarını, Karapınar’ın her sokağında, her köşe başında bulmak olasıdır.

Türk sinema tarihinin  ilk uluslararası ödülünü kazanan Susuz Yaz'ın başarısındaki sır, Anadolu’nun acıtıcı gerçeklerini, Anadolu’nun özgün atmosferinde duru biçimde aktarmasıdır. Yüzlerce değişik dilin, inancın, geleneğin, törenin, ritüelin harmanlanıp rengarenk bir panayır oluşturduğu Anadolu'nun her bir yöresi de sinema filmleri  için doğal platolardır. Karadeniz'in yeşil  senfonileri çalan yaylalarından Doğu Anadolu’nun sarp dağlıklarına, Ege'nin ironik kıyılarından Orta Anadolu'nun buğday kokulu bozkırlarına kadar her yöre, üzerindeki tarihsel birikim  ve özgün kültürle birlikte hiç senaryosuz ve mizansensiz çekim ortamı hazırlamaktadır.

Karapınar’ın doğal yapısı kültür ve insancıl duyguların egemen olduğu filmler  için doğal plato niteliği taşırken, toplumsal ve geleneksel yapısı da henüz yazılmamış senaryolar ve senaryosunu geliştiremeyen yönetmenler için sayısız esinler içermektedir. Bu denli varsıl bir evren içinde yaşayan Anadolu insanının, politika koltuğuna oturduktan sonra çirkinleştiğini görmek akıl almaz gibi görünse de, Anadolu’nun ve onun onurlu insanının barış içinde bir yaşam için artık hemen yanındaki güzellikleri görmesi gerekmektedir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum