Meral, Belgemen ve Alçay teknik direktör olsaydı

Geçtiğimiz günlerde eski defter karıştırırken; 5 yıl önce yazdığım bir yazıyı görünce birkaç küçük eklemeyle siz kıymetli okurlarımla paylaşmak istedim.

Eskil’in son 40 yılına damga veren 3 isim teknik direktör olsaydı.

İşte o yazı…

 Şerafettin Meral

Çok mücadeleci olurdu 3-0 mağlup duruma düşene dek sahada rahat olurdu. Hz. Ali’den kıstaslar başta olmak üzere ayet ve hadislerden vereceği örneklerle basın toplantılarını çok önemser, onun için basın açıklaması maçtan bile önemli olabilirdi!

Bu örnekleri oyuncularına da verirdi. Mesela zorlu deplasmanlarda seyirci baskısını yenmek için Hz Hamza cesaretinden, hakemden muzdarip olduğundan Hz. Ömer adaletinden örnekler verebilirdi.  

Basın toplantılarını şık bir şekilde çıkar, fırtınada bile saçları ütülü gibi düzgün olurdu. Türkiye’nin ikinci Yılmaz Vural’ı olabilir saha ve saha dışında şova büyük önem verirdi.

Acemi hakemin sahada takımları karıştırdığı gibi “Sahada bazen taraftarını bile karıştırdı” söylemine yer verecek şekilde kendi takımı ve taraftarını unutur rakip takım oyuncu ve taraftarının gönlünü almaya çalışır bu da kendi takımında ciddi bir güven sorunu oluşmasına sebep olurdu, futbolculuk hayatında 50’sinden önce antrenörlik yaşamında ise 90’ına kadar hocalığı bırakmayı asla düşünmez bu özelliğiyle kardeşlerinin bile tepkisini alır “yetti gayri” dedirtirdi.

Takımda dünyaca ünlü yıldızlar varken topa vurmasını bilmeyenlere forma verebilirdi. Onu kızdıran futbolcu kendisini Afrika ülkelerinde bulabilir, bulunduğu şehirden çok uzaklara gönderebilirdi.

Gıcık kaptığı rakip takım sahalarına geldiğinde tüm soyunma odasının kaloriferlerini ve kombiyi sistem dışı ettirir, bütün takım cezasını öderdi.

Masöründen malzemecisine herkes onunla ilişkiyi iyi tutmalı, bir oyuncuya kızarsa hemen ertesi gün servis güzergahını değiştirirdi.

İyi bir antrenör olduğu kadar iyi bir halkla ilişkiler uygulayıcısı da olabilirdi, öyle ki hocalığa başladığı takımda tesis ve fiziksel alt yapıya büyük önem verir, önce toprak zeminli sahada “balçık haldeyken” şehrin spor camiasının önde gelenleri ve futbolcularla birlikte sarı çizmelerle yürür ve daha sonra da aynı tesisin alt yapısını güçlendirir, sahayı çimlendirir ve bu kez de aynı sahada çıplak ayakla yürür ve farkı ortaya koyardı.

Necati Belgemen

 Türkiye Futbol Federasyonu ile UEFA ve FİFA’da Türk futbolunun hakkını en iyi şekilde arayan teknik direktörler arasına girerdi. Amigosu en bol hoca olurdu, öyle ki o amigolar maçta çalıştırdığı takıma değil Necati Hoca’ya tezahürat yapar bunu gören oyuncular “Bunlar ne içti ve neyin kafasını yaşıyorlar?” gibi soruları kendi kendilerine sormaktan edemezdi.

Hakemler ve rakip takım üzerinde kendisini en iyi hissetiren hoca olur, sahada itiraz istemezdi. En bol yardımcısı olan hoca olarak dikkat çeker ve yardımcılarının biyolojik saati bile onun tuvalet saatine göre oluşurdu.

Namazı camide kılmaya özen gösterir, kendisinin gözüne girmeye çalışan uyanık futbolcular da bu vesileyle cami kültürü oluşurdu.

Belli bir yaşa gelip, şampiyon olamayacağını görürse ezeli rakibine karşı üçüncü bir takımı desteklemeden çekinmezdi.

Türkiye’de kazandığı parayı yatırıma en iyi çeviren antrenörlerin başında gelir, basında sık sık “Necati Hoca’nın serveti dudak uçuklatıyor” şeklinde haberleri yer alırdı.

Etrafında ağzı laf yapan birkaç kişi olur, TFF’de kendisinin söyleyemeyeceği hususları ve istekleri onlara dile getirttirirdi.

Kendisine hocalık sonrası alternatif oluşturur, futbol hocalığı biter bitmez futbol adamları derneği türünden bir derneğe postu atmayı ihmal etmezdi.

“Her şey bitti” denildiği anda yine küllerinden doğar ve umulmadık şekilde büyük takımların başına yeniden gelebilirdi.

Niyazi Alçay

Hitabet ve diksiyonuyla dikkat çekerdi. Yurt dışında antrenörlük üzerine eğitim alır, “Okumuş ve genç teknik direktör” olarak büyük şanslar elde eder ancak, yardımcı antrenörlük yaptığı hocasının gölgesinden bir türlü kurtulamaz, öyle ki tek sorumlu olarak çalıştığı takımlarda bile oyuncu alış-satışlarının ve kadroyu selefinin kurduğu şüphesi yaygın olurdu. Hocaların gölgesinden bir türlü çıkamayarak unutulur giderdi.

Işıldayan gözleri ve tatlı diliyle ikna kabiliyeti en yüksek hocalardan birisi olurdu, “İkna konusunda elinden geleni ardına koymazdı!” Bu uğurda söylenecek her sözü rahatlıkla söylerdi. İkna konusunda her yolu mubah görürdü.

Verdiği kararlarla zaman zaman taraftarı ve kendine inanları şaşırtırdı. Öyle ki kendine küfreden bir oyuncuyu bile takıma transfer edebilir, hatta onu kısa sürede ilk 11’e alabilir ve bu tür davranışlarla otoritesini sarsardı.

Kendisinin akçeli işi olmazdı, ancak kulüp başkan ve yönetimin kurulunun menfaatini kulübün önünde görür, Niyazi Hoca’nın konumundan faydalanan art niyetli yönetim kurulu üye ya da üyelerine “dur” diyemez bu durumda hocayla ilgili güvensizlik oluştururdu.

Belki çok iyi yardımcı antrenör olabilirdi, ama takımın koçu olması çok zordu yani lider özelliğinden çok ikinci adam olma özelliği ön plana çıkar. Bundan dolayı da genç yaşta hocalıktan emekli olabilirdi!

Bu yazı toplam 471 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum