Fatih Uslu

Fatih Uslu

Çocuk çoban

Çocuk çoban

     Çadır dört tarafından iplerle gerdirilmiş ve orta direğin ucu çadırın tabağına geçirilerek kaldırılmış, heybetli bir kara çadır olmuştu. O, herkese kucağını açmıştır.

Çadırın kucağını açmasına Yusuf çok sevinmişti. İlkokula başlamamıştı henüz.

Çadırın sırtını dayadığı koca ardıç, ihtişamıyla müthiş bir görsellik sunuyordu etrafa.

Koca ardıcın kollarına salıngaç kurmuştu anası Yusuf için.

Anasının kurduğu salıngaçta sallanıyor, kikirikler atıyordu ortalığa.

Arkadaşlarıyla birbirlerini alabildiğince ileri itiyorlar, yükseklere çıkınca çığlık atan arkadaşlarının korkmasından haz alıyorlardı.

İkindiye kadar kimse onun salıngaçta sallanmasına bir şey demiyor, anası arada bir eline tutuşturduğu çomacıyla onun tok kalmasını sağlıyordu.

Gün aşağı doğru eğilmeye başlayınca, Yusuf ortalıktan kayboluyor, yakınlardaki kayalıkların arkasına saklanarak oğlak çobanlarının gittiğinden emin oluncaya kadar oradan çıkmıyordu.

Oğlak çobanlarıyla Çakıllı Muğar’da az oğlak gütmemişti hani.

Evet, oğlak çobanları o gün arama, çağırma işlemi yapmadan koyulmuşlardı yola.

Yusuf, o sırada kayalıkların arasında goçmarla yılanın kapışmasını izliyordu.

Goçmar, kertenkelegillerden, siyah renkli, bukalemunu andıran yaklaşık otuz santimlik bir sürüngen, yılansa iki metre uzunluğunda ve yetişkin bir erkek kolu kalınlığında, göğüs altı kızıl, kafatası söbüce, bir karayılandı. Yılanın sürekli ağzına girip çıkan ince, uzun, siyah ve çatal bir dil ilk göze çarpan özelliğiydi.

Goçmar, bir taşın üzerine çıkar kafasını aşağı yukarı sallardı. Bu hareketiyle goçmarın Allah'a sövdüğü, bunun bir başkaldırış olduğu, dolayısıyla O'na karşı geldiği anlatıla gelen bir hikâyeydi. Aklı başında bazı kişiler goçmarların o şekilde ibadet ettiklerini, onu öldürmenin sevap olması bir yana, büyük bir günah olduğunu söyledilerse de, onların her biri Yusuf için büyük bir düşmandı. El taşıyla tek atışta onu öldüren kişinin cennetlik olacağı söylentileri Yusuf'u goçmar avlamaya kadar götürmüştü ne yazık ki...

O gün Yusuf'u tedirgin eden yaratıklar; yılan ve goçmar kapışıyordu.

Taşın üzerinde kafa sallayan goçmarla boz pelitin arasından gelen karayılanın ansızın karşılaşması önce ikisini de tedirgin etmiş, birkaç dakika sessizce duran yılanın saldırmasıyla büyük bir kapışma yaşanmış ve uzun bir uğraştan sonra karayılan goçmarı haklamıştı.

Yılanın goçmarı yutmasını unutamamıştı.

Yusuf, çadırın arkasındaki koca ardıçta asılı duran salıngaca yönelmişti bu kez. Çobanların oğlak gütmek üzere çakıllı alana doğru yol aldığını görünce rahatlamış ve salıngaçta sallanmak çok cazip gelmişti.

Salıngaçta biraz sallandıktan sonra, bir şeyler yemek istemişti. Canı tatlı çekmiş, hemen fırlayıp çadırın arka sitilinden giriş yapmıştı içeri.

Çuvalları tek tek yokladı, ala çuval, oturgun çuval derken, kıl çuvalda gözüne bir kesme şeker paketi ilişti.

Elini uzatıp paketin kapağını açarak iki hapaz şeker aldı, bir hapazını Pantul’unun cebine soktu; diğer hapazı, yakalanma korkusuyla terleyen avucunun içindeydi. Onları çoktan yemeye başlamıştı bile.

Anasının sürekli söylediği “Dişin çürüyecek bak, çok şeker yiyorsun!”ikazı bile keyfini kaçırmaya yetmemişti.

O, salıngaçta sallanırken kesme şekerin çoğu yere düşmüştü, eğilip almadı bile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatih Uslu Arşivi