Demokratik Yargı

 

Uzmanlık alanı olan anayasa ve gündemdeki bazı konularda çarpıcı tespitleri vardı. Bunları ana hatlarıyla özetlemek istiyorum:

-Türkiye’nin acilen demokratik bir anayasaya ihtiyacı vardır.

-1982 Anayasası beş kişiden oluşan generallerin anayasasıdır.

-Türk Milleti’nin kendine ait bir anayasası yoktur.

-Anayasa Mahkemesi üyeleri içinde “anayasa uzmanı” yoktur.

-Yargıda demokratikleşmenin sağlanması şarttır.  Halkın yargıda temsili gerekir. Bu nedenle HSYK, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlara meclis tarafından üye seçilmesi demokratik yargının bir sonucudur.

-Mahkemeler kararlarını “Türk Milleti adına” vermektedirler. Ancak temel yasamız anayasa millet tarafından oluşturulmadığı gibi yargıda milletin iradesi tecelli etmemektedir. Gerçekten “Türk Milleti” adına karar olması için yargının demokratik olması icap eder.

-Yargının demokratikleşmesinin örneklerini Avrupa’da görebiliyoruz. Neden Avrupa örneği denebilir: Çünkü bizim yaşadığımız toplumsal süreci onlar 100 yıl önce yaşamışlar ve bu sonuca ulaşmışlardır.

-HSYK’nın Erzincan Özel Yetkili Savcıları’na yönelik tasarrufu yargıya müdahale anlamı taşır.

-Siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmaları demokrasiye aykırıdır.

-Cumhuriyet tarihinde kapatılan partilerin hepsi 1935 CHP tüzüğüne aykırılıktan dolayı kapatılmışlardır. Kapatma kararını verenler bunun farkında olmasa da bu böyledir.

-Doç Dr. Can’a şöyle bir soru sordum; “Anayasa’da anayasan değişikliğinin ne şekilde yapılacağı açık açık belirtilmiştir. Buna rağmen bazı kişilerce mevcut meclisin anayasa değişikliği yapamayacağı belirtilmektedir. Anayasada yazılı olmayan kurallar var mıdır?”

Doç. Dr. Can cevabında mevcut meclisin Anayasayı değiştirmek hususunda tam yetkisinin olduğunu ve değiştirmesine engel bir durumun olmadığını net bir şekilde ifade etmiştir.

Doç. Can’ı dinlerken şunları düşündüm: Türkiye’de herkes her telden çalıyor. Bilen bilmeyen ulu orta tartışmaya giriyor. Televizyon programlarında hukukçu olan da olmayan da ateşli tartışmalara girmekten geri kalmıyor. Halbuki herkes uzman olduğu konularda dayanaklarını belirtmek suretiyle konuşsa hem her şey daha iyi anlaşılacak hem de bilgi kirliliği önlenmiş olacak.

Doç. Osman Can kendi ifadesiyle tüm hukuk dışı baskılara rağmen, akademik kimliğiyle doğruları söylemekten geri durmuyor Türkiye’de hangi görüşten olursa olsun “doğruları söyleyebilecek insanlara” çok ihtiyacımız var.

Bu yazı toplam 1099 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar