Kimse yok mu?!...

               Bazı şeyler, bazı duygular tarif edilemez ya hani...

                Sevdiklerini o buz gibi beton yığınlarının altında kaybetmek...

                Hani derler ya dünya başıma yıkıldı o an diye gerçekten yıkılmıştı o gün dünya başımıza...  Kimi altında kaldı enkazın kimi ise üzerinde can çekişti... Şehirler ağladı o gün... Şehirler mahzun, şehirler öksüz, şehirler yetim... Anılar yarım, anılar darmadağın...  Adım atılan sokaklar ziyanda... Saniyeler öncesinin duyguları ipini koparmış... Çaylar yarım, kahveler içilmemiş, sofralarda ekmekler vardı yenilmemiş... Kutlamalar vardı yarıda kalmış, mutluklar vardı kursaklarda kalmış... Pişmanlıklar vardı, söylenemeyen sözler... Son kez sevdiğini göremeyen gözler vardı... Oysa ki sonsuza kadar vedalaşmamıştı ki kimse... Sahi sevdiğine son kez baktığını, öptüğünü, sarıldığını bilse insan dayanabilir miydi… Sahi insan sevdiklerine doyabilir miydi?... Doya doya öpmemişti analar evlatlarını, evlatlar analarını... Evladının saçının bir teline dünyayı yakacak olan analar kaldı o enkaz altında... Bu ne büyük kayıptı! Küs olanlar vardı barışmak için can atan, bir kez olsun hiç yoksa sesini duyayım diye başını yastığa koyanlar vardı, uyanamayacaklarını bilemeden... Hayaller kaldı, umutlar kaldı, canlar kaldı, yaşanacaklar kaldı o enkazların altında, insanlık kaldı...

Düşünün canınızdan bir parça kalmış enkaz altında... O yükselen sesler tırmalıyor kulaklarımı, o feryatlar dağlıyor yüreğimi... Kimse yok mu?!.. Sahi yok muydu kimse... Yetişemedik birbirimize... Yetişemedik, bir ışık olamadık... En ağır, en acı gecikme oldu bu...

Oysa ki yaşanacak duygular vardı, gerçekleşmesi için dua edilen hayaller... Hepsi yarım, hepsi sahipsiz kaldı... Enkazın başında sahibi için ağlayan kedileri gördü bu gözlerimiz... Birbirine kilometrelerce uzakta şehirlerdi onlar... Ama aynı kaderi paylaştı hepsi de... Yoktu artık evlatları, toprak bağrına basmıştı bir gecede ansızın... İnsan zayıf, insan acizdi... İnsan nasıl kaldırırdı o enkazın ağırlığını... Kaldıramadı da... Tüm insanlık kaldı o enkazların altında... Elindeki bisküviyi enkazdan evladı çıkınca onunla yemek için bekleten babanın çaresizliğinde ağladı tüm insanlık...  Şu satırlara sığmayacak, yazamayacağım ne acılar yaşandı o 6 Şubat'ta... Şubat en kısa aydı bu zamana dek... Artık şubatlar hem en soğuk hem en ağır hem en karanlık hem en uzun acının yaşandığı bir aydı... Hiçbir şey artık şubatları paklayamazdı...

                İmtihandayız en ağır olanından... Ve sanıyorum her an kaybediyoruz ...

                Rahmet diliyorum... Rabbim'den kaybettiğimiz tüm canlarımıza rahmet; geride acıya gark olmuş kalanlarımıza ise sabırlar diliyorum... Başımız sağolsun...

Bu yazı toplam 922 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar