Abdullah Büyük

Abdullah Büyük

Ümmetin fesattan kurtuluşu!

Fitne ve fesadın tarihi insanlığın tarihi ile yaşıttır. Hz. Âdem (as)’ın iki oğlunun arasında tutuşan fitne ateşi yeryüzünde ilk kardeş kanının dökülmesine sebep olmuştur. İnsanoğlunun ilk kan damlasının toprağa düşmesiyle birlikte adeta fitnenin tohumu da toprakla buluşmuştur. İnsanın olduğu bütün coğrafyalara kök salmıştır. Tarihin her döneminde fitne ve fesat, şeytanın insanoğlunu birbirine düşürmek için kullandığı en etkili silah olmuştur. Kıyamete kadar da şeytan bu silahı insana karşı kullanmaya devam edecektir. İnsanoğlunun misafirhanesi ve imtihan yeri olan dünyayı fitne ve fesada verdiği acı dolu günler yaşıyoruz. İnsanoğlu, adeta insanlığından utanılacak bir noktaya geldi.

Gözümüzü İslam coğrafyasına çevirdiğimizde Müslümanların yaşadıkları her bir ülkede fitnenin ve fesadın kardeşi kardeşe öldürtmeye devam ettiği acı gerçeği ile karşılaşıyoruz. Aynı Allah’a ve aynı peygambere iman eden, günde beş defa aynı kıbleye yönelen Müslümanlar, birbirlerini düşman görmeye devam ediyorlar. Sayamayacağımız kadar çok olan ortak paydalarımıza ufak tefek farklılıklarımız galip geliyor ve aramızda fitne sebebi olabiliyor. Ümmet bir türlü sosyal tevhid olan vahdete kavuşamıyor. İslam coğrafyasının genelinde, özellikle de Halep’te yaşanmakta olan acılara yüreklerimiz dayanamaz hale geldi.

Yaşamakta olduğumuz bu durumun sebebini Kur’an’a sorduğumuzda şu ayet cevap olarak karşımıza çıkıyor: “Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz Allah’ın emirlerini yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur” (Enfal, 8/73) Yeryüzündeki bütün savaşlar, terör olayları, sosyal, siyasi ve ekonomik karmaşa ve kargaşalar Kur’an tarafından “fesat” kavramı ile ifade edilir. Bütün fesatların sebebini ise yukarıda zikretmiş olduğumuz ayet “Allah’ın emirlerinin yerine getirilmemesine” bağlıyor. İslam coğrafyasında yaşanmakta olan fesatlara son vermek için Müslümanların Allah’ın emirlerini bireysel ve toplumsal hayatlarına hâkim kılmaları gerekiyor. Ancak bunun neticesinde coğrafyamızı ve dünyayı hilafet görevimizin gereği olarak ıslah edebiliriz.

Islaha dua ile başlayalım;

Muhtaç olarak yaratılan insan bütün ihtiyaçlarını Rabbine arz eder. Dua eden insan, kendi kendisine yetmediğinin farkına varan insandır. Dua etmeyen kimse ise, kendi kendisine yettiğini zanneden ve kendisine tapınan bir müşriktir. İnsanın kalbini Rahman’ın merhametine açan ibadet duadır. Bunun için Rabbimiz bizleri yaratılış amacımıza ulaşmak için terbiye etmeye, bizlere istemeyi öğreterek başlamıştır. Mushaf’ın ilk suresi olan Fatiha, insana Rabbinden isteme usul ve yöntemini öğretir. İsteme yetisini bizlere bahşeden Rabbimiz, Fatiha ile bize nasıl isteyeceğimizi ve neleri isteyeceğimizi talim ettirir. Yapmış olduğumuz duaların Allah katında icabet bulmasını istiyorsak duadaki usulümüz Fatiha’da öğretildiği gibi olmalıdır. Aksi bir yol usulsüzlüğe sebep olacaktır. Fatiha’nın ilk kelimesi olan hamd, şükrü ve tazimi kapsar. İnsan her durum ve halde Allah’a hamd eder. Hamd, her şeyi Allah’a borçlu olmanın en güzel itirafıdır. Hamd, Allah’ın bizim için takdir etmiş olduğu her şeye rıza göstermenin dil ile ifade edilmesidir. Çünkü insan, istediği her şeyin kendisi için hayırlı mı yoksa şerli mi olduğunu bilemez. Bunu ancak her şeyi bütün olarak gören ve bilen Allah bilebilir. O’nun bilgisiyle takdir ettiğine ise kul rıza gösterir.

Efendimiz(sav) “Dua mü’minin silahıdır” buyuruyor. Bu hadisi doğru bir şekilde anlamaya ve yaşamaya çok ihtiyacımız var. İslam coğrafyasında ve bütün dünyada yaşanmakta olan büyük fitne ve fesada karşı elimizden gelen bütün imkânları kullandıktan sonra kavli duaya durmalıyız. Mü’minlerin birleşmiş duaları zalime karşı en etkili silahtır. Yeryüzünde yaşamakta olan iki milyar Müslüman, ümmetin selameti için dualarını birleştirmedikçe yaşanmakta olan acıları durduramayız. Şunu unutmayalım ki mü’minlerin birleşmiş duaları, adı “Birleşmiş Milletler” olan ama Müslümanlara zulme aracılık yapmaktan başka marifeti olmayan örgütten çok daha etkilidir. Yaşamakta olan acılarımızın dinmesi için Birleşmiş Milletler’den medet ummak yerine dualarımızı birleştirme derdinde olmalıyız.

Seher vakitlerinde ve namazlarımızdan sonra boynumuzu büküp, içten ve samimi bir dille, bağırıp çağırmadan Rabbimize halimizi ve ihtiyaçlarımızı O’nun bizlere öğrettiği usul ile arz edelim.

Bu yazı toplam 1178 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.