Eskil'de Çocukluğumuzda Yaşadığımız, Bugün Kaybolan Güzellikler (1)

Bizim Eskil’in Büyük Sekerler Yaylası ve diğer 85 yaylasında (bugün yayla ve mezraların birçoğu bağımsız köy olmuştur) yabani arılar tarafından üretilen özel bir bal çeşidi bulunurdu. Bu bala bölgemizde “ballık” denirdi. Ballığı yapan arılar, bildiğimiz oğul sistemiyle çoğalan arılardan farklı olarak tek başına yaşayan yabani arılardı.

Ballığın oluşabilmesi için züverlik veya üzerlik adı verilen bitkinin bulunması gerekiyordu. Arı, züverliğin özünden adeta küçük bir küp gibi balını depolayacağı bir kutu yapardı. Keven, yavşan, gökbaş, yağlıca, buturak, gıvşayık, kangal, papatya, lale, leylak ve daha sayamadığım yüzlerce çiçekten topladığı polen ve bal özünü bu kutuya doldururdu. Kutunun ağzını kapatmadan önce içine “seyrik” bırakır, daha sonra kutuyu kapatırdı. Seyrik, oradaki balı tüketerek gelişir ve arı olurdu. Sonraki yıl görevi o devralırdı.

Arılar yuvalarını toprağa, eski saman odalarının bulunduğu yerlere ve üzeri toprak örtülü, altı samanla kaplı damlara yapardı. Yerdeki yuvalar genellikle çimlerin ve keven otlarının bulunduğu alanlarda olurdu. Bu yuvalar adeta birer mimari şaheserdi. Güzel bir giriş deliği ve delikten çıkan toprağın estetik şekilde yayılmasıyla oluşan görüntü dikkat çekiciydi. Üstelik yuvalar genellikle kıbleye bakardı.

Arı yuvası ile karınca yuvasını birbirinden ayırmak oldukça kolaydı. Arı yuvasına “süyüm” denirdi. Yuvada bulunan bal kutularının parçaları toprağın üzerinde görülürdü. Bu parçalara ise “küfür” adı verilirdi. Toprak üzerine yayılan bu parçaların miktarına bakılarak yuvada ne kadar ballık bulunduğu tahmin edilebilirdi.

Ortalama bir yuvada yassı fındık büyüklüğünde 8-10 adet ballık kutusu bulunurdu. Arı yuvayı doldurduğunda deliği kapatırdı. Bu bal genellikle Mayıs-Haziran aylarında yapılır, ardından arı ömrünü tamamlardı.

Ballığın tadı son derece farklı ve kıymetliydi. Türkiye’nin meşhur Anzer balının kilogram fiyatı bugün oldukça yüksek rakamlara ulaşmış durumda. Ancak ballığın bunun çok daha ötesinde bir değere sahip olduğunu söylemek abartı olmaz. Bulunması son derece zor olan bu balın birçok hastalığa şifa olduğuna inanılırdı.

Ne yazık ki tarım ürünlerinde kullanılan ilaçların artması, yuvaların insanlar ve gelengiler tarafından bulunup tüketilmesi nedeniyle bu arılar da ballıklar da giderek azaldı. Bugün ise nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Eskil ilçemizin Tuz Gölü havzasına yakın, yer altı suyunun yüzeye yakın olduğu bölgelerde çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım “çöbet otu” adı verilen bir bitki yetişirdi. Temiz kamışların boğumlarını kızgın telle deler, çöbet otunu köküne yakın yerden keserek akan sütünü bu kamışın içine doldururduk. Kamış dolunca ateş üzerinde çevirerek sütü pişirir ve yeşil renkli çöbet sakızı elde ederdik.

Bu sakızın tadını ne hazır çikletlerde ne de kenger sakızında bulmak mümkündü. Yaklaşık 50-55 yıl önce yaptığımız bu sakız, çocukluğumuzun unutulmaz lezzetlerinden biriydi. Bugün yer altı su seviyeleri düştüğü için çöbet otu kaldı mı, doğrusu bilmiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ramazan Mutlu Arşivi