Eskil'de Çocukluğumuzda Yaşadığımız, Bugün Kaybolan Güzellikler (2)

1960’lı yıllarda kış tatillerinde Eskil’de yaşayan rahmetli Hacı Mustafa amcamı ziyaret ederdik. O yıllarda çocuklar, eski bir Anadolu geleneği olan “saya gezme” etkinliğini yaşatırlardı. Akşam ezanına yakın saatlerde ellerine tef alan çocuklar ev ev dolaşır, maniler söylerdi. Ev sahipleri de onlara şeker, kuruyemiş, tarhana veya harçlık verirdi.

İkramda bulunan aileler övülür, onlar için güzel türküler söylenirdi. Çocuklara ikramda bulunmayan ailelere ise taşlamalar yapılırdı. Çocuklar kapıya geldiklerinde “Saya saya sallı boya, ha ablam ha...” diyerek manilerine başlar, gördükleri ilgiye göre sözlerini sürdürürlerdi.

Bu tür gelenekler köy halkını birbirine bağlar, dayanışmayı, sevgiyi ve saygıyı güçlendirirdi.

Benzer bir gelenek Aksaray’da da yaşanırdı. Büyük Kergi ve Küçük Kergi mahallelerinde bayram günleri bütün evler ziyaret edilir, herkes birbirinin bayramını kutlardı. Ev sahipleri gelen misafirlere şeker, lokum, kolonya ve gül suyu ikram ederdi. Bir evden çıkılırken o evin sakinleri de ziyaretçilere katılır, birlikte diğer evlere gidilirdi.

Bugün ise mahalleleri, sokakları bırakın; aynı apartmanda yaşayan komşuların bile birbirlerini tanımadığı zamanlar yaşıyoruz. Akrabaların dahi bayram ziyaretlerini ihmal ettiği bir dönemdeyiz.

Çocukluğumuzda köylünün en önemli geçim kaynaklarından biri koyunculuk ve hayvancılıktı. O yıllarda hayvanların otlayabileceği geniş meralar vardı. Büyük Sekerler Yaylası çevresindeki Göktömek Yaylası bunlardan yalnızca biriydi. Yüz bin dönümden fazla olduğu söylenen bu alan tamamen otlak olarak kullanılırdı.

Bugün ise meraların büyük bölümü tarım arazisine dönüştü. Bunun sonucu olarak yaylım hayvancılığı ve koyunculuk eski önemini kaybetti.

O dönemlerde hemen her evde sağmal koyunlar, kuzular, toklular ve şişekler bulunurdu. Sağlanan sütler işlenir, kaymakları alınırdı. Kaymaklar bastırıklarda bekletilir, daha sonra sıkıştırılarak nefis tereyağı elde edilirdi.

Kaymağın işlenmesinden kalan çiğ su uzun süre kaynatılarak “kızartma” denilen özel bir yiyeceğe dönüştürülürdü. Kızartma tereyağı ile buluştuğunda ortaya çıkan koku yüzlerce metre öteden hissedilirdi. Bulgur pilavının üzerine dökülen kızartmalı tereyağının tadını unutmak mümkün değildir.

Yağı alınan sütten peynir yapılır, peynirler tuluklara basılarak saklanırdı. Bir süre sonra doğal olarak küflenen peynirler kuru soğanla birlikte tüketildiğinde eşsiz bir lezzet ortaya çıkardı.

Bugün market raflarında yüzlerce çeşit ürün bulunmasına rağmen, çocukluğumuzun doğal ve katkısız lezzetlerini aramaya devam ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ramazan Mutlu Arşivi