Sariye Uçar
Kırmızılar sahipsiz kaldı, Aşk öksüz...
Konya'nın, mahallemizin gülüydü...
Şimdi herkes gibi benim de gözlerim onu arayacak sokakta, otobüste, yollarda...
Kırmızılı kadın dediler ona hep...
Her şeyi kırmızıydı baştan aşağı. Elinde çantası ile yıllarca Konya'nın tüm sokaklarını adımladı tek tek... Hiç usanmadı... Sultan içindeki duyguları tek başına taşıyamadı, attı kendini Konya sokaklarına... İnsanı, kedisi, köpeği, kuşu bilirdi onu... Herkes onun hakkında ufak tefek bir şeyler bilir... Tanımayanlar ilk etapta onun deli olduğunu, aklını yitirdiğini düşündüler. Ama işin aslı başkaydı...
Süsü sandılar o kırmızıları... Hâlbuki yasıydı... Derin bir idrak gerekiyordu onu anlamak.
Hikayesi, göz yaşları kırmızılarında gizliydi...
Sultan...
Kendini kırmızıya adayan kadın...
Her şey silinirdi de alın yazısı kalırdı. Öyle de oldu. Sultan'ın yazısı da kıymet bilmeyen bir adamın yasını kırmızılara bürünüp tutmaktı... Kimisi vefa der buna, kimisi adanmışlık, ben ise heba olan bir ömür diyorum... Aşk, ehline denk gelince güzeldir; vefa kıymet bilene verilir, adanmışlık mı? İşte o konu çok derindir. Sevene, kırmadan, dökmeden sevene adanır bir ömür…
Sultan ablamız kadınlar anlayışlı, tahsilli adamlarla görüşsünler derdi… Çünkü sevdiği adam tarafından çocuğu olmadığı için terkedilmişti…
‘Severek evlendik biz biliyon mu çocuğumuz olsa asla bırakmazdı beni’ der uzun uzun bakardı boşluğa… Suçu hep kendinde bilmişti, ne de olsa çocuğu olmamıştı… Olsaydı gider miydi(!)
Bir gün kocasının kırmızı giyimli bir kadına hayran hayran baktığını görmüştü! Anlamıştı kocası kırmızıyı çok seviyordu. O günden sonra kırmızı giydi, kırmızı sürdü, kırmızı aldı her şeyini. Çünkü kocası kırmızıyı çok seviyordu… Bütün bunlara rağmen bir de şiddet girdi araya… Sonra mı? Sonra bir gün çocuğu olmadığı gerekçesiyle terkedildi kocası tarafından ama o kırmızıyı seviyordu(!)
Yasını kırmızılara bürünerek tuttu Sultan... Yapma dedi çevresi böyle boyama kendini, ama o dinlemedi. İçerisindeki feryadı, hüznü, terk edilmişliğin verdiği acıyı, o tarifsiz duyguyu böyle bastırdı belki de… Belki de bir gün beni yeniden kırmızıyla görür de tekrar sever diye düşündü kim bilir… Ne zaman mahallede, durakta denk gelse;
-‘Güzel olmuş mu ben diktim’ derdi, çok güzel olmuş Sultan abla deyince ‘biliyon mu o kırmızıyı çok severdi’… derdi. Sonra yine eklerdi ‘biz severek evlenmiştik biliyon mu? Çocuğum olsaydı asla bırakmazdı beni’…
Eşi gitmişti, terk edilmişti ama bitmemişti çünkü Sultan ondan gitmemişti… O yüzden kırmızıya boyandı Konya sokakları… Kırmızılı kadındı artık onun adı… Sığamıyordu o dört duvar arasına sabahtan akşama kadar Konya sokaklarını adımlıyordu. Aşkını anlatıyordu herkese.
Çocuğum olsaydı…
Konya onu çok sevdi. O herkesin Sultan ablasıydı. Deli gözüyle bakmadı asla kimse ona. Herkesle sohbet ederdi. Kimseye zararı yoktu. Öyle çok sevildi ki Konya’da yüzünü güldürmek için çok uğraş verdiler. En son ev tutup bir yardımcı ayarlayacaklardı yanına ömrü yetmedi… Belki bir gün diye beklemeye gücü yetmedi… Böylesine bir vefasızlığa adayacak hiçbir şeyi de kalmadı Sultan’ın…
Yarım kalmışlığın, tamamlanamayışın, hazin bir aşkın, adıydı Sultan…
Her şey silindi de alın yazısı kaldı… Kendi silindi de adımları kaldı…
-Ahhh Sultan abla!
Yıllarca evladım yok dedin gezdin ama salından binlerce evladın tuttu… Binler uğurladı seni son yolculuğunda… Tabutuna kırmızı örtüldü, mezarın kırmızı çiçeklerle bezendi…
Evet dostlar, Sultan ablanın dünya yolculuğu 11.07.2026 saat 22.30’da sona erdi…
Artık tüm kırmızılar seni terk eden kocanın olsun!..
Ruhun şad, mekânın cennet olsun…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.