Ömer Lütfi Ersöz

Ömer Lütfi Ersöz

Hicret; Maddi ve Manevi Fedakârlığın Zirvesidir

Hicretten çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Öncelikli olarak yaşanılan toprağı, vatanı terk etmeden önce Allah (c.c.)’ın haramlarını terk etmeliyiz. Allah (c.c.)’ın haram kıldıklarını terk edip emrettiklerini yaparak helâller dairesinde özel ve güzel bir hayat yaşayanlar gerektiğinde hicret ederler. Bu özelliklerden yoksun olanların hicret edebilmeleri mümkün değildir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.);
“Asıl muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” buyurmuştur. (Buhârî, İman 4-5, Rikâk 26; Müslim, İman 64-65; Ebû Dâvûd, Cihâd 2)

Hicret; maddi ve manevi her türlü fedakârlığın yapıldığı, gerekirse anne-baba, eş, evlâtların ve mülklerin terk edilebildiğini açıkça gösteren kutlu bir yolculuktur.

Hicret; halis bir niyetle, samimi olarak Allah (c.c.)’a bağlılık, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e muhabbetin ta kendisidir.

Hicret; keyfi bir göç değildir. Gerektiğinde hakkın ve hakikatin yeryüzüne hâkim olması çabasıdır.
Hicret; Allah (c.c.)’a imanın, sadakat ve teslimiyetin, sabır ve sebatın ta kendisidir.
Hicret; Allah (c.c.)’ın rızası, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşması ve barış içinde yaşamasına yönelik gerçekleştirilen bir harekettir. Hicret; Allah (c.c.) rızası için her şeyden vazgeçmenin, fedakârlığın zirvesidir.
Hicret; inanca yapılan baskıya, işkenceye ve her türlü zulme direnmenin, boyun eğmemenin adıdır.
Hicret; hakkın batıla, iyinin kötüye galip gelmesidir.

Hicret; Tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin göstergesidir. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olarak gönderilmesiyle karanlık yerini aydınlığa, zulüm yerini adalete bırakmış; kararan gönüller ve vicdanlar iman nuruyla aydınlanmıştır.

Kendi düzenlerinin yıkılıp yok olacağını düşünen müşrikler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’i öldürmek istemişlerdir. Aynı zamanda Müslümanlara yönelik eza ve cefalarını artırmışlardır. Bu sebeple Miladi 622 yılında Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicret etmelerine Allah (c.c.) tarafından izin verilmiştir. Öncelikle Müslümanlar Medine’ye gönderilmiş, son olarak da en yakın sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile birlikte Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicret etmiştir.

Hicrete karar veren Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), öncelikle üzerinde bulunan müşriklerin emanetlerini sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali (r.a.)’a bırakmıştır. Bu husus son derece anlamlıdır ve üzerinde önemle durulmalıdır. Efendimiz, kendisini öldürmek isteyen müşriklere karşı bile onların mallarını yine kendilerine teslim etmiştir. Mü’minler Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in güvenilir olduğuna inanmışlardır. Ancak müşrikler bile onun “Muhammed’ül Emin” olduğunu kabul etmişlerdir. Peygamberler güvenilir kimselerdir. Bu özellik hicrette açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu hakikati hayatımızın merkezine koyarak özümüz ile sözümüzün uyumlu olması çok önemlidir. Adaletimiz, ahlâkımız ve güvenilirliğimiz ile düşmanlarımızın bile gönüllerini İslâm’a ısındırmak için gayret etmeliyiz.

Hicretten çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Hicrete en sadık yol arkadaşı Hz. Ebubekir (r.a.) ile birlikte çıkan Peygamberimiz (s.a.s.), Medine’ye doğru yola çıkarken önemli bir taktik uygulamış, yolu iyi bilenlerden destek almıştır. Malumdur ki örümcek ağı çok dayanıksızdır. Ancak koruyan ve kollayan Allah (c.c.), sevdiklerini en zayıf örümcek ağıyla bile korur. Müşrikler evinin etrafını sarmış beklerken, onların gözleri önünde Yasin Sûresi’nin ilk sekiz ayetini okuyarak ve bir avuç toprak serperek çıkmış, buna rağmen görülmemişlerdir. Yolculuğun her aşamasında zahmet çekerek Medine’ye ulaşmışlardır. Allah (c.c.)’ın gücü her şeye yeter. Bir şeye “ol” dedi mi hemen oluverir. Yeter ki kul Allah’a samimi olarak teslim olsun.

Âyet-i Kerîme’de şöyle buyrulmuştur:
“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff Sûresi, 8)

Allah (c.c.) rızası için hicret eden ve yine O’nun rızası için hicret edenlere yardım edenler Kur’an-ı Kerim’de övülmektedir:

“İman edip Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Enfâl Sûresi, 74)

“Bunun üzerine Rableri onların dualarını kabul etti: Erkek olsun kadın olsun hep birbirinizdensiniz. İçinizden çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun ki onların kötülüklerini örtecek ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat Allah katındandır.” (Âl-i İmrân Sûresi, 195)

Malumunuz, 16 Haziran Salı gününden itibaren hicrî 1447 yılını tamamlayıp 1448 yılına girmiş olacağız. Bu vesile ile hicrî yılımızı tebrik eder, âlem-i İslâm’ın kurtuluşuna ve mazlumların zafere kavuşmasına vesile olmasını Allah (c.c.)’tan niyaz ederim.

Rabbimiz, her birimize nefs, şeytan, zalim, müşrik, kâfir ve bâtıl ile gereği gibi mücadele etmeyi; Ensar ve Muhacir kardeşliği ekseninde şuurlu bir mü’min olarak yaşamayı nasip eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Lütfi Ersöz Arşivi