Mehmet Emin Parlaktürk

Mehmet Emin Parlaktürk

Ateistlere değil, kendimize bakalım

Allah’ın varlığı, somut delillerle ispatlanmaya konu olacak bir husus değildir.

Bilindiği üzere insan aklı, benzeri benzere kıyaslayarak çalışmaktadır. Allah’ın bir benzeri olmadığına göre, O’nun varlığını başka varlıklarla kıyas ederek delillendirmeye çalışmak da anlamsız ve beyhudedir.

Unutmayalım; İslam akaidinde Allah’ı tanıtan sıfatlardan biri **“Muhalefetün li’l-havadis”**tir. Yani Yaratıcı, yaratılmışlara benzemez. Benzerlik olmayınca kıyas da olmaz, kıyasa bağlı delil de...

Allah inancı insanın fıtratında vardır

Esasen Allah’ın var ve bir olduğu inancı, insanın fıtratında bulunan tabii bir duygudur. Bu duygu, his, iman, şuur ve bilinç; kısacası insan fıtratında mevcut olan bu cevher, aslında delillerle ispatlanan bir inançtan daha kuvvetlidir.

Dolayısıyla insan, kendisine, kendi özüne ve iç âlemine bakarak Allah’ın var ve bir olduğunu idrak edecek akıl ve iradeye sahip olduğunu fark eder.

Bu yüzdendir ki Kur’an; sadece aklı olanları değil, aklını kullananları, düşünenleri ve tefekkür edenleri övmektedir. Herkesin aklı vardır ancak herkes aklını aynı şekilde kullanmaz.

Tarihte Allah inancının hiç bulunmadığı bir toplum pek görülmez. Yeryüzünde, dün olduğu gibi bugün de tümüyle Allah’ı inkâr eden bir milletten söz etmek zordur. Bireysel anlamda ateistlerden söz edilebilir. Allah’a şirk koşan topluluklar da vardır; ancak bunlar Allah’ın varlığını tamamen reddetmezler. Zaten Allah’a inanmadan O’na ortak koşmak da mümkün değildir.

Ateizm ve deizm meselesi

Ateizm, modern dönemde özellikle Batı’da etkili olmuş bir düşünce akımıdır. Batı toplumlarında ateizmin yaygınlaşmasında, tarihsel olarak kilise ve din kurumlarıyla yaşanan sorunların da etkili olduğu söylenebilir.

Bununla birlikte bir kişinin herhangi bir peygambere veya dine inanmadığını söylemesi, her zaman Allah’ın varlığını inkâr ettiği anlamına gelmez. Nitekim deizm, yaratıcı bir Tanrı’ya inanıp vahiy, peygamberlik ve kurumsal din anlayışını kabul etmeyen bir düşüncedir.

Ancak bu anlayışın İslam’ın ortaya koyduğu sahih Allah inancıyla örtüştüğü söylenemez. Çünkü İslam’da Allah’a iman, yalnızca O’nun varlığını kabul etmekten ibaret değildir; O’nun emir ve yasaklarını kabul etmeyi ve hayatı bu inanç doğrultusunda şekillendirmeyi de gerektirir.

Şimdi madalyonun diğer yüzüne bakalım

Ateist ve deistler böyleyken, şimdi de madalyonun diğer yüzüne bakalım ve Müslüman toplumumuza bir göz atalım.

Dine inandığını söyleyen ve “Ben de Müslümanım” diyen insanların önemli bir kısmının Allah inancı, ne yazık ki İslam’ın kabul ettiği sahih Allah inancıyla hayatlarında tam olarak örtüşmeyebiliyor.

Daha açık ifade edelim:

Anne ve babasından gördüğü ve duyduğu şekliyle —ki buna taklidî iman denir— Allah’a, Peygamber’e ve Kur’an’a inandığını söyleyen nice Müslüman vardır ki, yaşadığı sosyal ve ekonomik hayat içerisinde İslam dininin dünya hayatını düzenleyen emir ve yasaklarını hayatına yansıtmayabilmektedir.

Hatta bazıları bu hükümlerin bir kısmını “Orta Çağ zihniyeti” olarak nitelendirerek reddedebilmekte ve bunlara karşı çıkabilmektedir.

Böyle insanlar, İslam’ın itikadî ve amelî hükümlerine aykırı olan dünyevi ilkelere ve anlayışlara göre bir hayat yaşamayı tercih edebilmektedir.

Peki, bu durumda onların sahih bir Allah inancına sahip oldukları söylenebilir mi?

Önce kendimize bakmalıyız

Öyleyse kusur ve ayıpları aramak üzere başkalarına çevirdiğimiz projektörleri biraz da kendi üzerimize çevirelim.

İmanımızla yüzleşelim.

Yaşadığımız hayat acaba İslami kurallara, helallere ve haramlara ne derece uygun?

Söylediklerimizle yaptıklarımız arasında ne kadar uyum var?

Allah’a inandığımızı söylüyor, fakat hayatımızı O’nun emirlerinden bağımsız mı sürdürüyoruz?

Belki de asıl sorgulamamız gereken nokta burasıdır.

Öncelikle kendi hayatımızı gözden geçirip Allah’ın istediği şekilde yaşamaya çalışmalı, İslam ahlakını sözlerimizden önce davranışlarımızla göstermeliyiz.

Çünkü Müslümanların en güçlü tebliği, yalnızca anlattıkları değil, yaşadıklarıdır.

Eğer imanımızı hayatımıza yansıtabilir, helal ve haram konusunda hassas davranabilir, güzel ahlakı yaşayabilir ve İslam’ın insanı güzelleştiren yönünü gösterebilirsek, ateistlere veya dine mesafeli insanlara karşı en güzel örnekliği de ortaya koymuş oluruz.

Bu nedenle başkalarını sorgulamadan önce kendimize bakalım. İnancımızı sadece dilimizle değil, hayatımızla da ortaya koyalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Emin Parlaktürk Arşivi