Ömer Lütfi Ersöz

Ömer Lütfi Ersöz

Habîb En-Neccâr

Kur’an-ı Kerimin Yasin Suresinde anlatılan kıssada, karye halkını Hakk’a davet etmek için şehre gelen elçilere İman edip desteklediği için öldürülen kişinin ismi zikredilmemekle beraber Habîb En- Neccâr olduğu müfessirler tarafından ifade edilmektedir. Habîb En- Neccâr politeist (çok ilahlı) bir toplumda Tevhid İnancını savunan ve inandığı hakikat, değerler uğruna hayatını vermekten çekinmeyip şehadete eren müstesna bir şahsiyettir.

Habîb En-Neccâr ile ilgili ayrıntılı bilgileri İslam kaynaklarında bulmaktayız. Hz. İsa (a.s.) politeist olan Antakya’yı-Kur’ani ifade ile Ashab-ı Karyeyi tek ilahlı inanca davet etmek için Yuhanna ve Pavlos adlı iki elçisini göndermiştir. Elçiler kesin olmamakla beraber kıssanın geçtiği yer olan Antakya’ya yaklaştıklarında şehrin kenarında koyunlarını otlatan bir ihtiyarla karşılaşıp selam verip tanışmışlar. Elçilerin davetine olumlu cevap vermiştir. Allah (c.c.)’ın elçiler vasıtasıyla hastalığına şifa verdiği Habîb En- Neccâr’ın durumu halk arasında yayılmıştır. Asıl amaçları halkı putlara tapmaktan alı koymak ve tek Allah (c.c.)’a inanmaya çağırmak için şehirde tebliğlerine devam etmişlerdir. Halkın iki elçiyi yalanlamaları üzerine , üçüncü olarak havarilerin Başkanı Şem’ûnü’s Safâ (Simun Petrus) gönderilmiştir. İki elçiye destek vermek için şehre gelen Şem’ûnü’s Safâ önce iki elçiden hiç bahsetmemiş, kralın yakın çevresiyle dostluk kurarak onların yanında uzun süre kalmıştır. Dostluk ilerlediği için kral bazı konularda Şem’ûnü’s Safâ’nın fikirlerine müracaat etmeye başlamış, iki elçinin durumu sorulunca onları dinlemelerini tavsiye etmiştir. Bu tavsiyeye uyan kral önceki gönderilen iki elçiyi huzuruna çağırtır. Aralarındaki konuşmalar sonrası Şem’ûnü’s Safâ; kendilerinin Hz. İsa (a.s.)’ın elçileri olduklarını halkı kendisinden başka ilah olmayan bir Allah (c.c.)’a inanmaya davet için geldiklerini bildirir.

Kral, halk ve elçiler arasındaki konuşmalar Kur’an- Kerimde şöyle açıklanmaktadır: “Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” (Yasin Sûresi âyet: 14) demişlerdir. Putperest olan karye halkı elçilere: “Siz ancak bizim gibi bir insansınız”(Yasin Sûresi âyet: 15) cevabını vermişlerdir. Bu yalanlama üzerine elçiler karye halkına: “Bizim görevimiz, açık bir şekilde Allah’ın emirlerini size tebliğ etmekten başka bir şey değildir.”(Yasin Sûresi âyet: 17) dediklerinde uğursuzluk olarak görülüp elçileri öldürmekle tehdit ettikleri anda Habîb En- Neccâr koşarak gelip kavmini elçilere uymaya davet ederek şöyle diyor: Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kişilerdir.” (Yasin Sûresi âyet: 21) diyerek kavmini davet etmiştir. Kral ve halk Habîb En- Neccâr’a sen o kişilere mi tabi oldun? Diye sorguya çekilinde: “Bana ne olmuş ki, beni yoktan yaratan Rabbime ibadet etmeyeyim. Ve sonuçta hepiniz O’na döneceksiniz.” (Yasin Sûresi âyet: 22) cevabını verip, sadece Allah (c.c.)’a ibadet edilmesini belirttikten sonra da “O’ndan başka İlahlar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların (Putların) şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar.” (Yasin Sûresi âyet: 23) diyerek, putların ibadete layık olmadıklarını açık bir dille ilan etmiştir. Habîb En- Neccâr’ın bu sözleri üzerine kavmi kendisini Tevhid inancından tehdit ederek vazgeçirmek istemiştir. Habîb En- Neccâr tehdit karşısında hiç çekinmeden sağlam duruşunu ortaya koyup nihai kararını açıklamıştır: “Şüphesiz ben Rabbinize inandım, iman getirdim. Beni dinleyin.” (Yasin Sûresi âyet: 25) demiştir.

Habîb En- Neccâr’ın büyük bir azim ve gayretle, kavmini elçilere inanmaya davet etmesi kral ve halkını hiç etkilememiştir. İman’a davet edilmelerine öfkelenerek Habîb En- Neccâr’ı önce taşlayıp, boynuna zincirler vurup sürükleyerek şehrin kapısının yanında asıp yakmak suretiyle şehit etmişlerdir. Habîb En- Neccâr son nefesine kadar kavminin hidayete ermesi için duâlar etmiştir. Zalim bir topluluk zulümlerine devam etmişlerdir. “Sonra ona cennete gir denildi” (Yasin Sûresi âyet: 26) bu ilahi emir üzerine Habîb En- Neccâr öldürülmek üzere olduğu sırada kendisine vadedilen cenneti görmüştür: “Ne güzel ! Keşke kavmim, Rabbimin bani nasıl affettiğini ve ikram edilenlerden kıldığını bilmiş olsalardı.” (Yasin Sûresi âyet: 27) dediği buyurulmuştur. Habîb En- Neccâr’ı şehit eden kavme Kur’an-ı Kerîm de: “Biz semadan bir ordu göndermedik. Yani onun intikamını almak üzere, gökten, meleklerden ordular göndermedik, gönderici de değiliz.” (Yasin Sûresi âyet: 28) “Allah’ın elçilerine ve o kutlu kişiye karşı gelip, haddi aşan o karye halkını hel3ak için bir sayha ve haykırma yeterli oldu ve onlar hemen oldukları yerde sönüverdiler.” (Yasin Sûresi âyet: 29) buyrularak dünyadaki cezaları bildirilmektedir.

Her devir ve dönemde, firavunlar, nemrutlar, Ebu cehiller tarafından inananlar horlanıp zulümlere maruz kalmışlardır. Bu devirde de isimleri değişse de aynı anlayışa sahip olan İslam’a, Müslümanlara saldıran zalimler, nankörler bulunmaktadır. Hakkın hakim olması için hiç kimseye baskı ve zulüm yapmadan tebliğimizi yapmakla yükümlüyüz. İnandığımız İslam’ın yaşanıp yaşatılması için Habîb En- Neccâr gibi gerektiğinde ölümü göze alan Mü’minlerden olmamız duâsıyla sıhhat ve âfiyetler dilerim.

Bu yazı toplam 63 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.