İlhami İnceöz

İlhami İnceöz

Mahmut Makal’in İlham verdiği ‘’Bulut’’ Şiiri Ve Kısacık Bir Karac’oğlan

Mahmut Makal’in İlham verdiği ‘’Bulut’’ Şiiri

Ve Kısacık Bir Karac’oğlan

Aksaraylı Mahmut Makal’in Bizim Köy’ünden Aksaray’ı ve Mahmut Makal’i tanıyan, Mahmut Makal 1949 yılında tutuklandığında, avukatlığını da üstlenen ve Aksaray’ı görmeye gelen Oktay Rıfat Horozcu (1914 Trabzon-1988 İstanbul), Aksaray izlenimleri için aşağıdaki şiiri yazar.

Sunay Akın, Fakir Baykurt, Fikret Otyam, Vedat Türkali, Rıfat Ilgaz gibi usta şair ve yazarların toplum, sanat, köy, köylü, köy edebiyatı, köylünün durumu gibi konularda es geçmeden andığı isimlerden olan Aksaraylı Mahmut Makal, Aksaraylı gençlerin uzak kaldığı isimlerdendir. Daha geçen günlerde Üniversiteli bir Eskilli’ye (Selam olsun), adını bile duymadığı Makal’in hayatından kısa kesitler anlattım. Onu tanısın diye, üstâd M. Fırat Gül’ün sosyal medya mecraındaki röportajına yönlendirdim. Ben de işte bu gibi sebeplerdendir, edebiyat ve tarihin hem okuyucusu hem yazarı olarak, Yeni Aksaraylı nesle daimi olarak, Aksaraylı bir Dünya Yazarını tanıtmak, okutmak, anlatmak çabasındayım. Kısa kısa bilgilerle de olsa, her fırsat bulduğumda…

Kitapkurdu olan benim bile, ilk olarak 1999 yılında bir edebiyat ansiklopedisinde kısacık biyografisini okuduğum Mahmut Makal, 1971-1972 yılları arasında Venedik Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi, 1979’da da dönemin Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı (Çanakkale’de küçücük bir parkta ismini gördüğünüz) tarafından danışman olarak atandı. Ayrıca, Kültür Yüksek Kurulu üyeliği ve sekreterliği görevinde de bulundu.

Kitapları Almanca, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca, Macarca başta olmak üzere pek çok dile çevrildi. Ayrıca, 1966’da UNESCO’nun “Tüm Kitaplarıyla Dünya Kültürüne Hizmet Ödülü” ve 1967’de Türk Dil Kurumu’nun “Dile Hizmet Ödülü”nü aldı. UNESCO tarafından dünya gençliğine ÖRNEK İNSAN olarak seçildi. Bir Aksaraylı olarak bu gurur bana yeter de artar bile…

Mahmut Makal’in yazdıkları sayesinde ortaya çıkmış bulunan şiire geçmeden, kısaca şiiri yazan ustamızı da tanıtayım: Oktay Rifat Horozcu…

Trabzonlu, usta kalem… Ankara Erkek Lisesini bitirdi, üç yıl Paris’te Siyasal Bilimler Okulunda öğrenim gördü. Basın yayım Umum Müdürlüğünde çalıştı. İstanbul’da DDY avukatlığı yaptı. Orhan Veli ve Melih Cevdet Anday ile birlikte ‘’Garip’’ akımı içinde yer alan Oktay Rıfat bir dönem toplumcu şiirler yazdıktan sonra, İkinci Yeni hareketine katıldı. Öz ve biçim arayışlarına yönelip yoğun, sade ve özgün bir şiiri yakalama çabasına uğraştı.

Bazı eserleri şunlardır: Güzelleme (1945) Yaşayıp ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler (1946), Aşağı Yukarı (1952), Perçemli Sokak (1956), Elleri Var Özgürlüğün (1966)

Yapı Kredi yayınevi tarafından yayınlanmaya devam eden Toplu şiirler I, adlı kitabında bulabileceğiniz, Aksaray için ortaya konmuş, şiir tarihindeki yerini köye, köylüye ve köylünün kültür ögeleri ve sorunlarına dair imgelerle almış bir eser… Bilmesek de, duymasak da, biliyorsak da, biliyorduysak da, okumamışsak da, okumuşsak da, okuycaksak da, bu şiir bizim şiir!

İşte, 1950’li yıllarda Aksaray için yazdığı şiirinin tamamı:

BULUT

Bulut, susaya varınca

Fincan gibi gözleri

Köpüklü ağzı

Havada kuyruğu

Örülmüş yelesiyle tel tel

Nasip burası deyip durdu

Ovanın bir ucu Koçhisar

Bir ucu Konya

Beride Tuz gölü Hasan Dağı

Öbek öbek Kürt ve Tatar köyleri

Karağandere, Acıpınar, Çardak

Sonra alabildiğine arık

Alabildiğine sarı

Toprak toprak toprak

Ev toprak dam toprak

İnsanların benizleri toprak

Hani bulutta tepeden tırnağa yüklü

Bir dokunsan şarıl şarıl yağacak

Aksaray Ovası’nda cacık derler bir ot biter

Bir sapın üstünde çifte yaprak

Yoncadan biraz iri

Tereden biraz ufak

Baharlı baharlı gelir dile

Oraların köylüleri yaz geldi mi

Ne bulgur ne et

Dayanırlar cacığa

Cacığa kuvvet

Cacığa bereket

İşte bu otlardan biri baktı baktı da buluta

Aldı eline sazı bakalım ne dedi?

Bulut ne cevap verdi?

Biz ne dedik?

Cemaatimiz ne dinledi?

Karağandere’de bir cılız otum,

Dişlenecek ne etim var, ne budum

Susuzluktan kendi kendimi yedim

Boşan bulut nazın sırası değil

Güneş yaktı, rüzgar esti kavurdu

Yaprağımı Hasan Dağ’a savurdu

Köylü naçar kaldı cacık pişirdi

Boşan bulut nazın sırası değil

Aldı bulut

Ben bulutlar şahı, yücelerde gezen, rüzgârlardan hile sezen, sizin bu semtlere kırk yılda bir uğrayan, o da tenezzülen, bir… bir…bir bulutum…Sen nasıl olur da bacağına bakmadan bana sazla söz atmaya kalkarsın? Aramızda senden büyük otlar, ağaçlar, insanlar, telgraf direkleri, kuleler, dağlar var. Bir dileğin varsa sen, senden büyük olan ota söylersin, senden büyük ot ağaca, ağaç insana, insan telgraf direğine, telgraf direği kuleye, kulede dağa söyler. Dağ ister bana söyler, ister hasıraltı eder. Onun bileceği şey, deyip kesip attı.

Bir bulut geçiyor ovadan süzüle süzüle

Gidiyor ağır ağır kuzeye doğru

Belki Hasan Dağına çarpar dedim

Dökülür tarlalara eğri eğri

Dökülür mü dersin

Kim öle kim kala

Bekle ki döküle

İşte Esma Bacı da çıkmış

Çul çaput içinde

Bir ayağında mesti var

Öbür ayağı yalın

Hayrola Esma Kadın

Hayrola Esma Bacı

Esma Bacı tepeden tırnağa dert

Tepeden tırnağa acı

Aldı Esma Bacı

Aman bulut canım bulut

Kulun köpeğin olam bulut

Tane kıpırdamaz toprakta

Yağmurda bütün umut

Ha paşam yağ

Ha gülüm yağ

Dökül Esma Bacının üstüne

Bir fistan aldım cicili bicili

Ciğerim Fadime’ye

Tastamam yedi kaymeye

Heybede kaldı fistanı

Doyamadı giymeye

Esma Kadın acılı

Esma Kadın yoksul

Dökül bre bulutum dökül

Dökül ki tane boy versin yeşil yeşil

Gayrı bütün umut sende

Esma Kadın gülmedi şunda

Aman bulut canım bulut

Kulun köpeğin olam bulut

Dökül Esma Bacının üstüne

Söz tamamına vardı

İt eşek sığır davar deve

Bulutu görünce Aksaray Ovası’nda

Başladılar bir ağızdan böğürmeye

Bulut bu

Yağmur bulutu

Ekmeği taşıyan aslan ağzında

Ekmek yemesi kolay değil

Aksaray Ovası’nın düzünde

Gelgelim bulut çalımlı. Ne sözden anlıyor, ne yalvarmadan. Almış başını usul usul gidiyor. Bir iki derken, Hasan Dağının kenarından sıyırttı mı avcunu yala. Aksaray köylüklerinde Recep derler bir delikanlı vardır. Civan mı civan. Taşı sıksa suyunu çıkaran takımından. İşte bu Recep buluta gözünü dikmiş, ulan ne etsem de şu bulutu yola getirsem diye düşünüyor, Bulut Hasan Dağını ha aştı, ha aşacak. Recep bakar ki olacak gibi değil, martini kapınca, hesabı budur deyip tetiği çeker. Bulut bir silkinir, iki silkinir, üstündeki rahmeti tutamayıp Aksaray Ovası’na şarıl şarıl boşanır.

Derler ki, Aksaray Ovası’na kırk gün kırk gece yağmur yağmış.

Bir Başka Şair’den Aksaray İzlenimi

Karac’oğlan, bildiğiniz Karacoğlan. Biyografisini toplamakla, yazmakla uğraşmayacağım. Yeniyetme popçu, arabeskçilerden, eskilerde zirve-hit olan pek çok sanatçının şarkılarında adı anılarak ya da anılmadan ilham anılıp, kullanılan şiirleriyle, mısralarıyla tarihte sağlamca yaşayan Karac’oğlan…

Belki bir gün tüm mısralarıyla izini bir yazıda buluştururum ama ilk çırpıda aklıma gelenleri şöyle…Şemsi Belli şiiri, Ferdi Tayfur Şarkısı ‘’Emmoğlu’’dan, Şiirin çınarı Melih Cevdet Anday’dan (Şınanayda yavrum Şına-Şınanay şiiri ve besteli haline bakın), halk ozanımız usta Aşık Veysel’e, Usta sanatçı Cem Karaca’dan, aşk şiirleriyle gönüllere yazılan Attila İlhan’a kadar pek çok isim…

Yine doğu halk türküsü sandığınız pek çok türkü tarzında şarkıya (Aşık Mahzuni Şerif-Han sarhoş, hancı sarhoş, buldular beni vd…), (türkücüler-Başı duman pare pare, Bir ay doğar,,. bir yâr gelir vd….), (Ayna gurubu, Ölünce sevemezsem seni) gibi daha nicelerini etkilemiş Karac’oğlan, temalarından, şiirlerinden, mısralarından esinlenilmiş, yüzlercesi de bestelenmiş Karac’oğlan işte…

Anadolu’yu diyar diyar gezmiş, yazmış, kayda almış. O şiirlerini söylemiş, sonraki nesiller de onun söylediklerinden esinlenerek, coşmuş, etkilenmiş, onun mısraları üzerinde yenilerini yaratmış… Dilden dile, şiirden şiire onunkileri aktarmış… Derlenen mani-halk türküleri bile onun dizeleriyle ya da benzerleriyle doludur…

Karac’oğlan! Diyar diyar gezerken Çukurova, Konya, Kayseri, Maraş, Niğde, Karaman, Ulukışla, Bor görür de, Aksaray görmez mi? Hasandağı’nı, sümbül lale bağını, medreselisini, görmüş müdür? Belki de bir Aksaraylı’dan, kızının gönlü olsaydı kız da istemeyi düşünmüştür… Nerden bilelim, Görmüştür herhalde…

KARACOĞLAN

Ötme turaç ötme işin var senin

Şahin alıp avlanacak yer değil

Vardım gördüm, ağyar göçmüş yurdundan

Vatan tutup, eylenecek yer değil

Güzel senin ak saraylı yurdun var

Divitin var, kalemin var, ördün var

Güzel, senin türlü türlü derdin var

Hoşça kalın! Karşındaki tor* değil

Bir düğme diktirem, göğsün ağ ise

Etrafı da lale, sümbül, bağ ise

Eğer güzel bende gönlün yoğ ise

Benim işim minnet ile zor değil

Karacoğlan der ki, gezelim yurtları

Söyleyelim başa gelen dertleri

Sevmeseydim senin gibi sertleri

Ah neyleyim, aklım başa yar değil

*(tor: acemi manasında)

*örd:?, Herhalde yazmak için nemli-ıslaklık/ sulu mürekkep ya da eski dil, ördek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlhami İnceöz Arşivi